Zamanın çizgilerini bulanıklaştıran, gerçeklik algısını altüst eden ve sinemanın sınırlarını zorlayan bir başyapıt: Tenet. Christopher Nolan, zekice kurgulanmış, karmaşık hikâye yapısıyla sinema dünyasına yeni bir soluk getirdi. Bir aksiyon filmi gibi görünse de altında yatan felsefi sorular, insanlık tarihine dair derin sorgulamalar içeriyor. Tenet, izleyiciyi sadece hikayesiyle değil, zaman ve mekânın çetrefilli labirentlerinde kaybolmaya zorlayarak alışılmışın dışında bir deneyim sunuyor. Peki, bu film ne anlatıyor ve nasıl anlatıyor? Zamanın doğrusal bir akışı olduğuna, hatta zaman diye bir şey olduğuna emin misiniz? Bu yazı henüz başlamadı bile fakat, bütün cümleleri çoktan okudunuz. Yaşanmış olan çoktan yaşandı. Evet, kafalar biraz yanıyor, dilerseniz Tenet’in büyüleyici yapısını çözümlemek için, zamanın ters yüz olduğu bu dünyaya Bak Bu Olur olarak daha yakından bakalım.
Kaderin Döngüsü: Tenet ve Seçimlerin Kaçınılmazlığı
Ana karakterimize bir tür ajan diyebiliriz, aslında çok daha ötesi. Görevi geçmişle gelecek arasında başlamak üzere olan bir savaşı önlemek. Filmde ise ismi yok, evet ismi yok ve kendisine Protagonist olarak sesleniliyor yani baş oyuncu. Filmin başında Protagonist Opera binasında gizli bir görev gerçekleştiriyor. Görev sırasında bir çantanın içinden ileride algoritma olduğunu öğreneceğimiz bir parçayı alıyor. Protagonist bu sırada Rusların Opera binasını patlatacağını fark ediyor ve bombaları binadan çıkarmaya çalışıyor. Ancak Ruslar Protagonist ’in ne yaptığını anlıyor ve onu vurmaya çalışıyorlar. Protagonist çantasında kırmızı bir ip bulunan gizemli bir kişi tarafından kurtarılıyor. Aynı zamanda bu kişi Protagonist ’i kurtarmak için zamanda geri giden bir kurşun kullanıyor. Kargaşa sırasında algoritmayı kaybeden Protagonist daha sonra tren raylarının üstünde uyanıyor ve Ruslar tarafından kaçırıldığını fark ediyor. Protagonist Ruslara konuşmamak ve işkence görmemek için CIA’nin verdiği intihar haplarından birini yutuyor. Ancak hap Protagonist ’i öldürmüyor ve tren raylarında yaşananların Protagonist ’in yeni görevi için bir test olduğunu anlıyoruz. İlerleyen sahnelerde yetkili kişi Protagonist ’e filmin hikayesi için çok önemli bir cümle kuruyor “Sana bir kelime söyleyeceğim, Tenet. Dikkatli kullan, bazı önemli kapıları açacağı gibi bazı yanlış olanları da açacak” ve ardından dünyanın çok büyük bir tehlikede olduğunu söylüyor.
Palindromik Bir Evre: Başlangıç ve Son Aynı mı?

Burada sizlere filmi daha iyi anlamanız için bazı ön bilgiler vermek istiyorum. Tenet kelimesi bir Palindrom. Yani baştan okunuşu da sondan okunuşu da aynı. Eskide Avrupa’da bulunan bir kalıntı var ve Nolan bundan iyi yararlandı. Bu kalıntı; SATOR-AREPO-TENET-OPERA-ROTAS kelimelerini içeriyor. Kötü adamın adı Sator, Güvenlik şirketinin adı Rotas, Ressamın adı Arepo, Filmin başı Opera binasında, Filmin adı da Tenet (Evet Nolan bence de bir hasta). Ayrıca TENET kelimesini de anlatalım. Kelime İngilizce ’de etimolojik olarak İnanç, İman gibi anlamlara geliyor, Latince’de ise karşılığı Tutmak, Tutunmak anlamlarına geliyor. Yani İnanca/İmana tutunmak yani kadere tutunmak. İşte filmin temelinde yatan felsefe tam olarak bu. Filmde zamanın bir ileri bir geri gitmesine rağmen varılan noktanın değişmemesine dair bir sembol. Yani zamanı değiştirmeye çalışarak birşey elde edemezsiniz. Bu sizi sadece yıpratır ve size yanlış kapıları açar, fakat zamanın ve kaderin işleyişini Protagonist gibi idrak etmeye başladığınızda tıpkı filmdeki gibi hikâyenin kapıları sonradan kendinize doğru açılmaya başlar ve kendi filminizi adım adım çözümlemeye başlarsınız.
Algıyı Yıkmak: ‘Anlamaya Çalışma, Hisset’
Tenet kelimesini öğrenen Protagonist ilk önce Danimarka’ya gidiyor ve Tenet kelimesini kullanarak görevinin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Filmde bir zaman yolculuğu yok. Gelecek, geçmişe savaş açmış durumda ve Geçmiş de kendini koruyor. Gelecekteki insanlık nesnelerin enerjisini ters çevirmenin bir yolunu bulmuş, zamanda ileri gitmeleri gerekirken geri gidiyorlar. Burada objelerin Entropilerinin yani zaman akışlarının ters çevrilebildiğini görüyor. Bir silah kurşun fırlatmak yerine Entropisi çevrilmiş bir mermiyi yakalayabiliyor. Protagonist burada boş silahı ateşlediğinde mermi olduğu yerden havalanıp hızla silahın şarjörüne giriyor, geçmişe doğru hareket ettiği için ateşlenmeden önceki durumuna dönüyor. Entropi evrenin en temel yasalarından biri, düzen her zaman düzensizliğe gider. Entropi de bu gerçekliği temsil eden bir ölçüdür aslında. Bizim gerçekliğimizde bu akış tek yönlüdür. Mesela bir bardağı yere atıp kırarsanız parçaya ayrılır, yani düzensizliği ve Entropisi artar, ancak o parçalar tekrar kendi kendine birleşip bardak halini alamazlar. Geriye doğru düzensizlikten düzene doğru bir hareket mümkün değildir. Protagonist önce zamanda ters gidebilen mermilerin neden bir problem olabileceğini anlamıyor. Burada fizik bilimci bir kadınının söylediği önemli bir söz var, Protagonist ’e” Anlamaya çalışma, sadece hisset” diyor, bu söze daha sonra geleceğiz. Ancak nükleer silahların ve hatta her şeyin ters çevrilebildiğini öğrenince Protagonist, karşı karşıya olduğu tehlikenin bilimsel altyapısını kavramaya başlamış ve bu kurşunların kaynağını araştırmaya başlıyor.
Bunların Mumbai’de Priya isimli bir kadın tarafından yapıldığını öğreniyor. Bu arada görevde Protagonist ’e yardımcı olması için yanına Neil isimli bir ajan atanıyor. İkili tanıştığı anda Neil “Sen görevde alkol almazsın” diyor, evet aslında Nolan her zaman filmin başlarında filmin sonunu dikkatli seyircilere açıklıyor. İkili Priya ’ya ulaşıyor ve kadının mermileri normal bir şekilde yaptırdığını, bunu zamanda döndüren kişinin ise Sator adında bir Rus doğalgaz zengini olduğunu öğreniyorlar. Priya ’nın söylediğine göre Sator ’un elinde objelerin zamanda evrilmesini sağlayan yani Entropi ’sini ters çeviren bir alet var. Protagonist, Sator ile ilgili bilgi toplamak için Michael isimli bir adamla yemek düzenliyor. Michael, önce haber niteliğinde Stalks-12 adındaki bir yerde bomba patladığını söylüyor, buraya da geleceğiz. Michael, Sator ’a doğrudan ulaşılamayacağını, ancak karısının Sator’a yaklaştırabileceğini söylüyor. Sator ’un karısının sanat eserlerinin orijinalliğini kontrol eden birisi olduğunu öğreniyor. Michael’ın dediğine göre Sator, yanlış kontrol ettiği bir tabloyu çok yüksek bir fiyata satın almış.
Protagonist, daha sonra Sator ’un karısı Kat ile buluşuyor. Kat, kocasının ona şantaj yaptığını, yanlış kontrol ettiği bir tabloyu kocasının yani Sator ’un bilerek aldığını söylüyor. Kat, aynı zamanda Sator ile en son Vietnam’daki bir yat tatilinde mutlu olduklarını söylüyor. Kat, burada önemli bir şey söylüyor, o tatilin sonunda yatlarından atlayan ve büyük ihtimalle Sator ’un sevgilisi olan bir kadın görmüş ve kadının özgürlüğünü kıskanmış, bu olaydan sonra araları iyice bozulmuş. Kat’in ise Sator ile beraber olmalarının tek sebebi, çocukları ve Sator ’un Kat ’a yaptığı şantaj. Sator, Kat kendisinden ayrılırsa çocuğunu bir daha göremeyeceğini söylüyor. Bu bilgileri edinen Protagonist, Kat ’e iyilik yapmak için sahte tabloyu yok edeceğini ve karşılığında da Sator ile konuşmak istediğini belirtiyor. Protagonist ‘in kafasında bir şey daha var, Sator o tablo ile kurşunları ters çevirebilmek için kullandığı aletleri de tutuyor olabilir. Böylece Protagonist Entropisi ters çevrilmiş yani zamanda geri giden kurşunların esas kaynağını bulma şansı yakalayabilir. Bunun için ortağı Neil ile Oslo’ya gidip tablonun olduğu yere bir uçak çarptırıp (CGI TEKNOLOJİSİ KULLANILMAMIŞTIR. EVET GERÇEK UÇAK) bu sırada çıkan kargaşa da tabloyu almaya çalışıyorlar. Filmde uçak çarptırma fikrinin çok abartı olması ve bu fikrin Neil’den gelmesi bir şeyi hatırlatmalı. Neil tüm yaşanacakları önceden biliyor.
Kaos ve Düzene Meydan Okumak: Zamansal Kıskaç

İkili, Oslo’da Sator ’un ne yaptığını anlamaya çalışırken, bir anda biri zamanda geri biri zamanda ileri giden iki kişi beliriyor ve ikili tabloyu çalamıyor. Sator ’un neyi nasıl yaptığını da tam anlamıyorlar. Protagonist buna rağmen Kat’in yanına gidiyor ve tabloyu yok ettiğini söyleyip Sator ile tanışmak istiyor. Sator ile tanışan ancak kendisiyle pek anlaşamayan Protagonist Sator ’un, Talin ’de almak istediği plütonyumu çalmaya karar veriyor. Protagonist ve Neil, plütonyumu teslimat noktasına götüren tırı durdurmadan içindeki plütonyumu almayı başarıyorlar. Protagonist, plütonyum kutusunu açtığında, plütonyum yerine Opera binasındaki gibi garip bir metal parçası görüyor. Neil ise bunun tam da aradıkları şey olduğunu söylüyor. Bunu nereden mi biliyor? İlginç.
Ancak tam bu sırada zamanda ters giden bir arabada zamanda ters giden Sator ’u görüyorlar. Peki bunu nasıl anladılar? bunu anlamalarının bir yolu var, zamanda ters giden herkes bir maske takıyor. Sebebi ise her şey ters şekilde işlediği için maske takmadan ciğerlerini düzgün bir biçimde çalıştıramazlar, lakin şunu eklemeliyim ki akılda soru işareti kalmasın. Nolan en ince detaylara dahi önem veriyor, mesela filmde lazım olmadıkça asla montaja, CGI ’a ve herhangi bir teknolojik eklentiye yer verilmiyor. Hatta filmde savaş sahnesi, kavgalar gibi sahneleri dahi oyuncular belli süre eğitimden geçip birebir kendileri ters şekilde gerçekleştiriyor, ters şekilde konuşuyorlar. Lakin bazı durumlar göz önünde bulundurulmalı. Bu, bir sinema filmi ve göze çekici gelmeli, seyirciye hitap etmeli. Hiçbir Bilim-Kurgu filmi %100 bilimsel değildir. Sinematografik bir eser çıkartıldığını, oyuncuların bu duruma ne kadar elverişli olabildiklerini ve ele alınan konu gibi birçok sebebi düşünerek yorumlamayı unutmayın.
Ardından Sator, karısını rehin almış durumda ve kendisi maskeli yani zamanda geri. Ama karısı Kat maskeli değil, bu yüzden karısı zamanda ileri, Sator ’da zamanda geri gidiyor. Ancak bu nasıl oluyor? Sator ve ekibi hiçbir şeyi şansa bırakmamak için Temporal Pincer adını verdikleri bir hareket uyguluyorlar, yani Zamansal Kıskaç. Bunun için bir grup zamanda ileri giderken diğer grup da iş bittikten sonra plana dahil olup zamanda geri gitmeye başlıyor, yani aynı zamanda biri zamanda geri biri zamanda ileri gidiyor. İş bittiği an zamanda geri gitmeye başladıklarında yaşanacak tüm sürprizleri anında görebiliyorlar. Yani kabaca şöyle açıklanabilir; bir maç izleyeceksiniz, bir grup önce zamanda düz ilerleyerek maçın bitmesini bekliyor ve maçı tersten izliyor. Diğer grup ise maçı düz bir şekilde izliyor, böylece iki grup da maç bitmeden maç ile ilgili tüm bilgiye sahip olabiliyorlar. Takımın yarısı maçın bitişiyle maça başlıyor, diğer yarısı da ilk maçın başlangıcıyla maça başlıyor, ancak aynı düzlemsel zaman içerisinde karşılaşma gerçekleşiyor, siz olsanız ne yapardınız? Tıpkı filmin final sahnesi gibi.
Protagonist, plütonyum kutusunu Sator ’a atıyor ve Kat ’in hayatını kurtarıyor. Ancak yine de Sator ’un adamları onları yakalamayı başarıyor ve Oslo’da olduğu gibi zamanı geri çevirme cihazlarının olduğu bir odaya giriyorlar. Bu odada bir taraftan Protagonist, diğer tarafta da Sator ve karısı bulunuyor. Burada Sator, Kat ’i vuruyor ve Protagonist ‘in çaldığı metal parçayı almak için odadan çıkıyor. Kat, ters çevrilmiş bir kurşunla vuruldu ve bu kurşunlar radyoaktif olduğu için kötü bir şekilde yaralanıyor. Bu sebeple zamanda geriye doğru giderek kurşunun etkisini azaltmaya karar veriyorlar. Kat’in ancak 1 hafta boyunca zamanda geriye giderse iyileşebileceğini öğreniyorlar. İkili de tam 1 hafta önce Oslo’da soygun yaptıkları ve orada da bir zamanda geri ve ileri gitme makinesi olduğunu hatırlıyor. Bu sebeple hepsi zamanda geri gitme makinesine giriyor ve 1 hafta öncesine Oslo’ya gitmeye karar veriyorlar. Bu sırada Neil’in, Tenet organizasyonuyla ilgili kendisinden daha çok şey bildiğini ve organizasyonun ordu tarzı bir şeye sahip olduğunu öğreniyor. Protagonist, Oslo’ya dönmeden önce zamanda geri giderek kovalamaca sahnesinde yaşananları önlemeye ve Sator ’un algoritmayı almayı engellemeye çalışıyor. Tam bu sırada aslında kovalamacanın başındaki araçta kendisinin olduğunu öğreniyor. Zaten Protagonist, düşündüğü gibi Sator ’u durduramıyor. Tam tersine algoritmayı almasını sağlıyor. Ardından aracı kaza yapıyor ve Sator aracı patlatıyor. Protagonist, zamanda geri gittiği için patlama sırasında donuyor ve hipotermi geçiriyor.
Gelecekle Yüzleşmek: Andrei Sator ‘un Yıkım Planı
Protagonist, Talin ’den Oslo’ya giden bir konteynır da uyanıyor. Oslo’ya döndüklerinde ikili Oslo’da ürettikleri uçak kargaşasından yararlanıyorlar ve Neil, Kat’i evirtme makinesinden geçirerek kurtarıyor. Protagonist, 1 hafta önce yaptıkları soygunda zamanda geri giden bir adamla dövüşüyordu, şimdi ise kendinin evriltilmiş haliyle dövüştüğünü fark ediyor. Dövüşten kurtulan ve kendini normal zamana çeviren Protagonist, bundan hemen sonra geçmişteki Neil’in kendisini gördüğünü ancak kendisine bununla ilgili hiçbir şey söylemediğini anlıyor. Hatırlarsanız Neil, tablo soygunu gerçekleştiği zaman adamın suratını görüp kaçmasına izin vermişti. Sonra da adamın o zamanki haline yani geçmiş Protagonist ’e “Merak etme icabına baktım” demişti. Protagonist, bu olaydan sonra tekrar Neil’in bildiklerini sorguluyor ve kendini kimin işe aldığını söylüyor. Neil ise iş bittikten sonra her şeyi açıklayacağını söylüyor. Bundan sonra Protagonist, Priya ile konuşuyor. Kadının da zamanı evirtme makinelerinin olduğunu öğreniyor. Priya gelecekte bir bilim insanının dünyanın tüm zamanının ters çevirebilecek bir formül bulduğunu, ancak bunun tehlikeli olduğunu anladığı için parçalara ayırıp geçmişte bazı yerlere sakladığını söylüyor. Sator ’da plütonyum değil algoritma parçalarını arıyor ve birleştirmeye çalışıyordu. Opera binasındaki metal parça ile Talin ’deki metal parça bu algoritmanın parçalarıydı. Gelecekteki insanlar dünya sefil bir hal alınca, geçmişten birini bulup bu parçaları birleştirip dünyayı yok etmesini istemiş. Bu görev için Sator ’un seçilmesinin sebebi ise doğru zamanda doğru yerde olması. Gelecekteki insanlar nükleer atık toplayan Sator ’a bir zaman kapsülü ile yapması gerekenleri yollamış ve motive olsun diye de birçok altın vermiş. Gelecekteki insanlar dünyanın zamanı geri çevrilirse o anda büyük ihtimalle her şeyin yok olacağını düşünüyor.
Anlıyorum, dünyanın geçmişi yok olursa gelecekteki insanlar hiç var olmamış olmaz mı? Filmde bu soruyu Protagonist ’de soruyor. Ancak Neil, gelecektekilerin çok çaresiz oldukları için bu yöntemi yine de denemek istediklerini söylüyor. Düşünceleri ise belki de dünya geçmişe doğru hareket ederse, gelecektekilerin dünyası da geçmişe hareket ederek o zamandaki sefaletlerinden kurtulmuş olacaklardı. Bundan sonra ikili Sator ’un tüm parçalarla birlikte geçmişe gidip algoritmanın parçalarını birleştirmek istediğini anlıyor. Sator ’un karısı Kat, Sator ’un kanser olduğunu ve öleceği zaman tüm dünyayı kendiyle beraber yok etmek istediğini söylüyor. Sator, dünyayı yok edecek algoritmayı kolundaki bilekliğine bağlamış. Algoritma parçaları birleştirilirse eğer, nabzı durduğu anda dünya yok olacakmış. Kat, Sator ’un dönüp ölmeyi seçeceği gün olarak da Vietnam’da geçirdikleri son mutlu günü söylüyor. Hatırlarsanız Kat o gün yattan atlayan başka bir kadın gördüğünü ve bu olaylar da ikilinin arasının bozulduğuna sebep olduğunu söylemişti. Hatta operadaki saldırının gerçekleştiği ve Michael’ın öylesine sohbet olarak anlattığı Stalsk-12’deki patlamanın yaşandığı gün. Ekibin yeni planına göre herkes o güne gitmek için zamanda geri gidecekler. Bunu yapmaları için makineye girip zamanda geri gitmeye başlamaları, gidecekleri zamanın biraz daha gerisine gitmeleri ve sonra tekrar makineye girip zamanda ileri gitmeye başlamaları gerekiyor. Çünkü zaman makineleri yok ve çözüm olarak zamanda ileri geri giderek gerçekleştiriyorlar. Diyelim ki 20’sinden 15’ine gitmek istiyorlar. 14’üne kadar geri şekilde gidip 14’ünde tekrar makineye girip zamanda ileri gidiyorlar. Böylece zamanda yolculuk yapmış gibi oluyorlar.
İleri ve Geri Arasında: Protagonist ve Neil’in Zaman Mücadelesi

Ekibin yeni planına göre hareket eden Kat, Vietnam’daki yata gidiyor ve çocuğuyla kendi yattan ayrılırken o zamanki aynı kıyafetlerle yata çıkıyor. Sator ’un gelecekten gelen hali de 1-2 dakika sonra helikopterle yata geliyor. Ancak Sator, Kat’i vurmuştu ve onun öldüğünü düşündüğü için bunun Kat’in gelecekten gelen hali olduğunu anlamıyor. Ancak adamı öldürmeleri için algoritmayı etkisiz hale getirdiklerinden emin olmaları lazım. Yoksa Sator öldüğü anda dünya yok olur. Sator ’u öldürmezlerse de geçmiş Sator, yaşananları anlayabilir. Ancak hikâyede olasılıkları düşünmek mantıksız çünkü, “What’s happened, happened.” Zaten yaşanan yaşandı, olanlar oldu.
Neil ve Protagonist, ordularının bulunduğu Stalks-12’ye gidiyorlar. Buradaki ana planları algoritmanın birleştirilmesini engel olup dünyayı kurtarmak. Bu planı iyi uygulamak için ise Mavi ve Kırmızı olmak üzere iki takıma ayrılıyorlar. Kırmızı takım, normal bir şekilde savaşa katılırken, Mavi Takım ilk olarak savaşın bitmesini bekliyor. Yani Kırmızı takım savaşa gittiğinde onlar öylece oturup bekliyorlar. Savaş bittikten bir süre sonra kendilerini zamanda geri çeviriyorlar ve savaşa katılıyorlar. Yani savaşa sondan başlayıp savaşın başında da savaşlarını bitiriyorlar. Neil, Mavi takımda bulunuyor, Protagonist ise Kırmızı takımda bulunuyor. Mavi takım savaşa katıldıktan sonra zamanda geri gitmeye devam ettiği için bu sırada Kırmızı takımın generaline savaşta yaşanacak önemli bilgileri anlatıyorlar. Ancak bunun dışında Kırmızı takım ile etkileşime geçmiyorlar. Mavi takımdan birisi Kırmızı takımdan birisinin öleceğini görüp, bunu o kişiye söylese ve Kırmızı takımdaki kişi savaşa katılmayı reddetse bir anda tüm plan bozulurdu. Zaten Tenet organizasyonunun bilgiyi bu kadar bölmesinin sebebi bu, eğer bir kişi fazla bilgi edinirse planlar tamamen çökebilir. Film ilk olarak Kırmızı takımın bakış açısından ilerliyor ve bize gerçekten tam bir karmaşa ve kaos gösteriyor. Bu sahneyi takip etmek kolay değil kafanız çok karışabilir, çünkü kötü karakterlerden bazıları geri bazıları ileri gidiyor ve aynı üniformaları giyiyorlar.
Kırmızı ve Mavi takımın asıl amacı bir savaş ortamı üretmek ve bu kaos sırasında iki karakterin gizli görev olarak algoritmayı almalarını ve dağıtmalarını sağlamak. Bu sırada Neil hali hazırda bu görevi biliyor. Hatta zamanda geri giderken kötü adamlardan birinin Protagonist ’e ve Ivas ’a tuzak kurduğunu görüyor ve bu sebeple koşup kendini zamanda ileri çeviriyor ve bir araca binip Protagonist ve Ivas ’ı uyarmak için korna çalıyor. Ancak ikili Neil’i duymuyor ve içeri giriyorlar. Burada kilitli bir kapı ve kapının ardında Sator ’un adamlarından biri görünüyor. Adamın yanında da Çantasında kırmızı bir ip olan ve ölü gibi yatan bir adam var. İkili kapıyı açamıyor. Tam Sator ’un adamı ikiliyi vuracakken çantasında kırmızı bir ip olan ve ölü gibi yatan adam kalkıyor ve kurşunun üstüne atlıyor. Daha sonra da kilitli olan kapıyı açıp ikilinin algoritmayı almasını, kötü adamı vurmasını ve dünyayı kurtarmasını sağlıyor. Ancak yine de Stalks-12’de patlayacak bir bomba var ve Neil, dostlarının aşağıda kaldığını bildiği için, bir sahne önce ikiliyi uyardığı arabayla bu sefer ikilinin bulunduğu deliğe bir ip atıyor ve onları kurtarıyor.
Zamanın Sonsuzluğu: Neil’in Fedakarlığı
Protagonist ve Ivas algoritmayı ele geçirdiği için durumu tamamen kontrol altına aldılar ve dünyayı kurtardılar. Bundan sonra takım algoritmayı üçe bölüyor ve yollarını ayırmaya karar veriyorlar. Ancak Neil, algoritmasını Protagonist ’e vermeye karar veriyor. Çünkü Neil’in ölmesi gerek. Artık anladığınız üzere o kilitli kapıyı açan ve Protagonist ’in vurulmasını engelleyen kişi Neil’di. Neil’in da bunu gerçekleştirmesi için yeniden zamanda geri gitmesi ve kapıyı açıp vurulması, yani ölmesi gerekiyor. Protagonist, zaten hallettik gitsek olmaz mı gibi konuşsa da Neil ’in yine de ölmesi gerekiyor ve kendisini işe onun aldığını yani Protagonist ’i de Neil’i de hatta organizasyonu da kuran aslında gelecek Protagonist’di. Tüm bu olanlar gerçekleştikten sonra Protagonist, zamanda geçmişe giderek Tenet organizasyonunu kurdu. Bu Neil için arkadaşlıklarının sonu olsa da Protagonist için arkadaşlıklarının başlangıcı olacak.
Zaten anlaması zor olan film daha da karışmasın diye Kat ve Sator ’a dönmemiştik, dilerseniz ona yeniden dönelim. Gelecekten gelen Kat ve Sator, normalde Neil’in ve Protagonist ‘in algoritmayı almasını beklemesi gerekirken Kat, buna dayanamıyor. Sator ’un tüm dünya ile ölmemesi yalnız ölmesi için plana sadık kalmıyor ve Sator ’u öldürüyor. Dünya bu sırada yok olmuyor çünkü, algoritma henüz birleşmemişti. Kat, adamı denize atıyor ve kendi de denize atlayıp kaçıyor. Bu size de tanıdık geldi mi. Bu sırada geçmiş Kat yata geliyor. Yani filmin başlarındaki yattan atlayan ve Sator ’un kendisini aldattığını düşündüğü kadının kendisi olduğunu öğreniyor. Bu arada Protagonist, Kat ’e ayrılmadan önce bir telefon vermişti. Kat, bu telefonu kullandığında geleceğe haber vereceğini ve bu şekilde güvende kalacağını söylemişti. Protagonist, filmin son sahnesinde Tenet organizasyonunun üyelerinden Priya ’yı Kat’i öldürmek üzere iken görüyor. Priya, Kat’i öldürmek istiyor çünkü Kat, organizasyon hakkında birçok bilgiye sahip ve bu tehlikeli bir durum üretebilir ve halihazırda Tenet organizasyonu bu şekilde bilgiye sahip kişileri öldürüyorlardı. Priya ’da bunu yapmaya çalışıyordu lakin Kat, Protagonist ‘in kendisine verdiği telefondan onu bilgilendirerek yardım istiyor.
Protagonist ve Gerçeklik: İnsanın Zamanla Dansı

Protagonist ise kendini makineye sokarak gelecekten geçmişe dönerek o zamana gidiyor ve ardından Priya ’yı vuruyor. Çünkü zaten Tenet organizasyonunu Protagonist, yani kendisi kurmuştu ve Priya’yı da kendisi işe almıştı. Ardından Protagonist ‘in görevi, geçmişe ilerlemek ve bu sırada Neil’i işe alarak organizasyonu kurmak. Sonra da filmde gördüğümüz her şeyin yaşanmasını sağlamak. Yani Neil’in ilk sahnedeki gibi kendini kurtarması, geçmişe gidip öldürdüğü Priya ’yı işe alması, kendini kaçırtıp gemideki adama kendisine görev verildiğini söylemesi ve filmde yaşanan diğer her şey. Hatta belki de Neil’e uçağı çarptırma fikrini de kendisi veriyor çünkü, o uçak oraya çarpmasaydı geri dönüp Kat’i kurtaramazlardı.
Kader ve Seçim: Neil ve Morpheus, Neo ve Kâhin
Aristo’nun dediğine göre “Olmayan şeylerin birleşiminden oluşan bir kavram gerçek değildir, zaman diye bir şey toktur.” Pişmanlıklarımızdan dolayı “ah bir geçmişe dönebilsem” diyoruz ya dönecek bir yer yok aslında. Hatalarımız geride veya ileride, geçmişte veya gelecekte değil. Yaşanmış ve yaşanacak olan çoktan yaşandı. Seçimler çoktan yapıldı, kararlar çoktan verildi. Lakin bunu yeni fark ediyoruz. Tıpkı Protagonist gibi. Hem şunu da anladınız mı, neden Tenet filminde David Washington’un ismi yok? Çünkü Protagonist, burada insanlığı temsil ediyor. Yönetmen Christopher Nolan burada bizi karakterle özdeşleştirerek bir maceranın içerisine atıyor. Alıştığımız zaman algısını paramparça ediyor, anlamaya çalıştıkça kafamız daha da karışıyor ve bu karışıklığın farkında. Hatta bize filmde ipucu da vermişti. Merminin işleyişini anlatan fizikçi kadının ne söylediğini hatırlayın, “Anlamaya çalışma, sadece hisset”. Bizi ilgilendiren kısım zamanın ya da Aristo’nun dediğine göre devinimin içinde ne hissettiğiniz. Filmde sürekli olanlar oldu, yaşanacak olan çoktan yaşandı diye tekrarlandı. Bu insanı heyecanlandıran derin bir felsefe. Zamanı algılamaya çalışmayın ister düz bir çizgi olsun ister bir çember veya nokta olsun, yine de yaşamak zorundayız. Çünkü yaşamadan kaderin bizi nereye götürdüğünü anlayamayız.
Bu felsefeyi Matrix filmindeki Neo ile Kâhin’ in konuşmasında da yıllar önce görmüştük. Morpheus, Neo’ya “Olacak olan oldu, başka türlü zaten olamazdı” demişti. Neil da Morpheus da aynı şeyi söylüyor çünkü felsefeleri aynı, film aynı zamanı ve düzlemi anlatıyor. Neo bankta otururken Kâhin yanına gelmişti ve ona şeker uzatmıştı. Neo, Kâhine “Alıp almayacağımı zaten biliyorsun, yapacağım seçimi çoktan biliyorsan özgür irade bunun neresinde?” diye sinema tarihinin en muazzam repliklerinden birini söylüyor. Eğer bu hayatta aldığımız tüm kararlar çoktan belliyse, bizler kukladan daha fazlası olamayız. Çünkü ortada belirsizlik hali yoksa bizler seçim yaptığını sanan kölelerden ibaretiz demektir. Yaratıcının kaderimizle ilgili her şeyi biliyor olması zaten çizilmiş bir yolu yürüyor hissi veriyor. Fakat durum bundan çok daha fazlası. Kâhin’ in Neo’ya verdiği cevap bütün soruları silmeye yeterli aslında, “Buraya seçim yapmaya gelmedin. Seçimi çoktan yaptın, neden bu seçimi yaptığını anlamaya geldin”. Sinemayı, izlediğiniz filmlerin felsefesini ve ne anlatmak istediğini anlamaya çalıştığınızda, aslında sizi başka dünyalara dahi götürebiliyor. Bu sindirmesi zor bir cümle, nasıl olur da hayatımızla ilgili tüm seçimleri çoktan yapmış oluruz. Bu felsefeyi anlamak için biraz üzerinde düşünmek gerekiyor. Zamanı ve varoluşu unutup sadece şimdi varmış gibi denemek gerekiyor. Belki de en büyük yanılgımız, kaderimizi kontrol ettiğimizi düşünmek. Oysa her şey çoktan yaşandı. Zamanın pençesinde bir kukla gibi, sadece hikâyeyi adım adım çözümlemeye çalışıyoruz.
Tenet filmindeki Protagonist de filmin ilk yarısında kaderi değiştirmeye çalışıyordu ve sürekli hüsrana uğruyordu, lakin sonradan kaderine uyum sağlamaya başladığında kapıların ona açılmaya başladığını, artık zamana nasıl ayak uydurması gerektiğini anlamıştı. Neil’in sözleri bu noktada derin bir anlam kazanıyor: “What’s happened, happened. Which is an expression of faith in the mechanichs of the world. It’s not an excue to do nothing.” (Olan oldu. Bu, dünyanın işleyişine duyulan inancın bir ifadesi. Hiçbir şey yapmamak için bir bahane değil.) Bu sözler zamanın bize dayattığı kısıtlamalara rağmen hala seçimlerimizin sonuçları olduğunu hatırlatıyor.
Tıpkı Matrix’ teki Neo gibi, Protagonist de nihayet kaderiyle barışarak onun bir parçası haline geldi. Seçimlerimiz önceden belirlenmiş olabilir, ama bu, onları anlamamıza engel değildir. Asıl mesele, neden bu seçimleri yaptığımızı ve hayatın döngüsünü içinde yerimiz bulduğumuzu anlamaktır. Çünkü hayat sadece bir yolculuktur, bu yolculukta kaderimizi değiştiremeyiz, ama onun içinde nasıl hareket edeceğimizi öğrenebiliriz.
Sonuç olarak, Christopher Nolan’ın Tenet’i yalnızca zaman ve mekân üzerine kurulu bir aksiyon filmi değil, aynı zamanda kaderin kaçınılmazlığına dair derin bir felsefe. Zamanın içinde kendimiz kukla gibi hissetsek de hayatın içinde hareket etmeyi öğrenmek asıl özgürlüktür. Zamanın kontrolü bizde olmayabilir, ama kaderle dans etmeyi öğrenebiliriz.
Yazar: Selim Yılmaz
























Bir Yorum Bırak