Anasayfa İnceleme Memento İncelemesi: Hafızanın Aynasında Parçalanan Kimlik
İnceleme

Memento İncelemesi: Hafızanın Aynasında Parçalanan Kimlik

Paylaş
Paylaş

Bazı filmler izlenmez; çözülür. Bazı karakterler unutmaz; unutur. Ama asıl soru şudur: Unutmak mı daha acı, yoksa hatırladığını sandığın şeyin sahte olması mı? Christopher Nolan’ın Mementosu işte tam bu sınırda, belleğin tutarsızlığıyla gerçekliğin kırılganlığı arasında salınan bir bıçak gibi keskin.

Leonard Shelby’nin dünyasında zaman çizgisel değil, parçalıdır. Hafıza bir hazine değil, bir labirenttir. Ve her çıkmaz, başka bir yalanı doğrulamak için kurulmuştur. Film, izleyicisini yalnızca bir gizemin içine değil, aynı zamanda kendi algısına, kendi güven duygusuna ve kendi “hakikat” tanımına meydan okumaya çağırır. Memento, bir suçun izini sürerken aslında insan zihninin karanlık kıvrımlarına girer; orada ne bir kahraman vardır ne de bir kurban. Sadece yanlış yerleştirilmiş anılar, seçici hafızalar ve çarpıtılmış bir adalet hissi.

Bu yazı, Mementoyu yalnızca sahnelerin ardı ardına dizildiği bir kurgu harikası olarak değil; zaman, gerçeklik ve kimlik üzerine kurulmuş katmanlı bir düşünsel yapı olarak ele alacak. Çünkü bu filmde soru şu değildir:

“Ne oldu?”
Asıl soru: “Gerçekten oldu mu?”

Geriye Doğru Akan Bir Travmanın İzinde

Hikayemiz Leonard’ın bir adamı hırpalamasıyla başlıyor, fakat bu sahne aslında filmimizin son sahnesi, birazdan zamanı geriye doğru çevireceğiz ve geçmişe doğru gitmeye başlayacağız. Yani film alışılmışın dışında baştan sonra değil, sondan başa ilerliyor. Karışık olduğu aşikâr fakat endişelenmeyin, hak vereceksiniz.

Leonard, geçmişinde herkes gibi normal bir iş ile uğraşıyordu. Bir sigorta çalışanıydı ve eşi ile beraber yaşadığı sıradan bir hayatı vardı. Fakat hiçbir şeyin sonsuza kadar sürmediğini bilirsiniz. Yaşamlarının en rutin günlerinden birinde Leonard’ı neredeyse bir dedektife çeviren o dehşet verici olay yaşandı.

O gün iki serseri onların evine girdi ve saldırdılar, bu muhtemelen başınıza gelebilecek en korkunç şeylerden biri. Size ne yapılırsa yapılsın bir şekilde üstesinden gelebilirsiniz, fakat konu sevdiklerinize geldiğinde yaşadığınız acıyı kaldıramazsınız.

Gece vakti uyanan Leonard yanında eşini göremediğinde bir aksilik olduğunu fark etti, elinde silahla çığlıklara doğru ilerledi, banyonun kapısını kırdığında yukarıda bahsettiğim o korkunç tablo ile karşılaştı. Eşinin başında dikilen bir serseriyi öldürdü fakat tek başına olmadığının farkında değildi, diğer serseri arkasından kafasına vurarak onu bayılttı ve yere düşürdü. Bu darbe kafasından kanlar akan karakterimizin zihninde ciddi bir hasar bırakmıştı.

Unutmanın Anatomisi: Leonard’ın Belleksiz Evreni

Anterograde Amnesia denilen bu rahatsızlık onun geleceğini tamamen ele geçirdi. Kısa süreli belleği hasar görmüş bu hastaların beyni yeni bilgileri kaydedemez. Ne duyarlarsa duysunlar ne görürlerse görsünler kısa bir süre sonra hatırlamazlar, aynı güne sıkışıp kalmak gibi düşünebilirsiniz. Kim olduğunuzu ve geçmişinizi biliyorsunuz fakat yaşanılan bugünden sonra deneyimlediğiniz hiçbir şeyi hatırlamıyorsunuz.

Bilgisayar terimleri ile açıklamak gerekirse hafızanız sürekli kendine format atıyor ve kaydettiğiniz verileri siliyor. Kim yaşarsa yaşasın çok mühim bir problem lakin karakterimiz Leonard için hayati bir sorun. Çünkü eşine yapılanların intikamını alması gerek ve ilerleme kaydetse bile sürekli başa dönüyor.

İlk sahnede bir adamı öldürdüğünü görmüştük, “e katili buldu filmin başında ve onu öldürmüştü” diyebilirsiniz lakin acele etmeyin, konu Memento olduğunda hiçbir şey göründüğü kadar basit değil.

Leonard yeni hayatına alıştığında önemli detayları hatırlamak için fotoğraflar çekiyor. Kaldığı oteli, bindiği arabayı hatta karşılaştığı insanları bile. Çektiği fotoğrafların üzerine yazdığı kısa notlar sayesinde zamanın ilerleyişine bir parça olsa da ayak uydurabiliyor.

Felsefedeki Empirizm akımını bilirsiniz. Bu anlayışa sahip düşünürler doğru bilgiye ve gerçeğe ulaşma sürecinde en önemli şeyin duyular ve deneyimler olduğunu savunurlar. Gerçek hayatta kısmen doğru olsa da Leonard’ın durumunda tamamen devre dışı. Çünkü Leonard her şeyi kısa sürede unuttuğu için duyularına ve deneyimlerine karşı çok mesafeli.

Kendi sözleri ile ifade etmek daha yerinde olacaktır, “Hafıza bir odanın şeklini, bir arabanın rengini değiştirebilir, anılar çarptırılabilir, bunlar sadece yorumdur kanıt değil. Gerçekler elindeyse diğer her şey önemsiz.”

Karakterimizin gerçekler diye bahsettiği tabii de çektiği fotoğraflar ve aldığı notlar. Dolayısıyla sadece kanıtlara güveniyor, eğer söylenenler elindeki fotoğraflar ile çelişiyorsa hiçbir şekilde ikna olmuyor. Yani anlayacağınız biriktirdiği veriler onun tek gerçekliği haline geliyor. İnşa ettiği dedektiflik sürecine çok bağlı ve uyandığında her sabah kaldığı yerden devam ediyor.

Hafızaya Kazınan Gerçeklik: Fotoğraflar ve Dövmeler

Fotoğraflardan bahsetmiştik fakat en dramatik olanları vücuduna dövme olarak kazıdıkları. Özellikle boynunun altına kazıdığı cümle ona yeni bir güne uyanmak için sebebiyet veriyor, “John G. İsimli adam eşime tecavüz etti ve öldürdü.” Bu çok dramatik bir görüntü, çünkü hafızası ona ihanet ettiği için hayatında yaşadığı en büyük acıyı tekrar tekrar öğrenmek zorunda, işkencesi bizler gibi tek seferlik değil, sonsuz bir azap döngüsü içinde takılıp kaldı, ne yapabilirdi ki, değil mi?

Bir konuşmasında eşi ile ilgili söyledikleri yürek sızlatıyor, “Ne kadar zaman önce öldüğünü bilmiyorum, uyandığımda artık burada değil. Sanki tuvalete kadar gitmiş ve geri dönecekmiş gibi. Uzanıp yatağın onun tarafına doğru dönsem soğuk olacağını ve bir daha geri dönmeyeceğini anlayabilirim, fakat yapamam. Çünkü onun yanımda olmadığı gerçeğini öğrenmek ve olmadığını düşünerek uyanmak istemiyorum. Ne kadar süredir yalnız olduğumu ve zamanın akışını bile hissedemiyor iken nasıl iyileşebilirim?”

Üzülmemek elde değil, acısı hiçbir şekilde azalmadığı gibi hakkıyla acısını yaşayamıyor bile. Kısa süreli hafızası o kadar çok sıfırlandı ki artık ne kadar süredir yas tuttuğunu algılayamıyor. Zamandan bağımsız bir hale geldi ve gelinen noktada kendine yabancılaşmaya başladı. Tüm bu kaotik ahvalin içinde yapabileceği ve yapması gereken tek şey eşinin intikamını almak. 

Bu açıdan konuştuğumuz dövme çok önemli bir ayrıntı. Çünkü bu açıdan baktığımızda karakterimiz Leonard’ın aradığı kişinin ismini ve soy isminin baş harfini öğrendiğini anlıyoruz. Geriye sadece onu bulmak kalmıştır. Bu süreçte Leonard’a yardım eden bazı karakterler var. Bunlardan ilki Natalie isimli barmendir. Leonard’ın elindeki ipuçlarının bir çoğu Natalie sayesinde ortaya çıkıyor. Neden yardım etmeye bu denli hevesli derseniz o da eşini kaybetmiş ve Leonard ile empati kurabiliyormuş, tabii ki bu bize söylenen sebep, güya.

İntikamın Anlamı: Hatırlamıyorsan Gerçekleşmiş Sayılır mı?

Leonard’ın Natalie ile zaman geçirdiği süreçte önemli bazı sahneler var, örneğin Natalie onun intikam gerekçesini sorguladığında ortaya felsefi bir tartışma konusu çıkıyor, “İntikamını alsan bile hatırlamayacaksın, o anın yaşandığını bilmeyeceksin. Eşim intikamı hak ediyor, benim hatırlamayacak olmam bir şeyi değiştirmez, unutuyorum diye hareketlerim anlamlarını yitirmiyor, gözlerimizi kapattığımızda dünyanın yok olmadığı gibi

Bu harika bir diyalog. Natalie, eylemlerin anlamlarını insan bilinci ile ölçen biri, dolayısıyla bir durumun önemini onu hatırlamak ve farkında olmak ile değerlendiriyor. Fakat Leonard, insana bu denli mana yüklemiyor, unutacak olmasına rağmen ilkeleri ve prensipleri için çabalamaya devam ediyor. Çünkü yapılması gerekenlerin yanında kendisini önemsiz bir ayrıntı olarak görüyor.

Gelelim diğer bir önemli sahneye. Karakterlerimiz aynaya bakıp Leonard’ın dövmelerini incelerken Natalie kritik bir ayrıntıyı fark ediyor. Vücudunun her yerinde notlar yazılıyken sol göğsünün üstü boştur. Hayatta en çok değer verdiği kişiyi kaybeden Leonard’ın tam da kalbinin üstünün boş olması çok anlamlı.

Fakat mesele sadece bununla sınırlı değil. Karakterimiz bu noktayı J. G’yi bulacağı gün için saklamış. Onu öldürüp intikamını aldığında başardığına dair bir dövme yaptırabileceğini söylüyor. 

İkinci yardımcı karakterimiz Teddy, Leonard’ın John G.’yi bulma yolunda sürekli etrafında dolaşıyor. Olan bitenler ile ilgili onu uyarıyor ve yönlendirmeye çalışıyor. Natalie’ye güvenmemesini ve bir an önce şehirden ayrılmasını söylüyor. Fakat Leonard bu uyarıların hiçbirini ciddiye almıyor. Çünkü daha önceden Teddy’nin fotoğrafını çekmiş ve arkasına, “onun yalanlarına inanma” yazmış.

Dolayısıyla Leonard yine söylenenlere değil, kendi oluşturduğu kanıtlarına güveniyor. Şüpheli davranışlarına, dağınık saçlarına ve gözlüğüne dikkatli baktığımızda, filmin başında Leonard’ın öldürdüğü kişinin Teddy olduğunu anlıyoruz. Ya da John G. mi demeliyiz? Çünkü Teddy’nin gerçek adı John Gammell.

Hikâyede izlediğimiz bütün süreç Leonard’ın John Gammell’i yakalaması içindi. Peki her şey bu kadar basit mi? Sinema tarihini altüst eden, zihnimizi parçalara ayıran Memento sadece bunu anlatıyor olabilir mi.

Gerçek bundan çok daha fazlası.

Sammy Jankis: Bir Kurbanın Hafızaya Gömülen Gölgesi

Her şey karakterimizin zihnindeki eski bir hatırada saklı, parmağına dövmesini yaptırdığı çok eski bir hatıra. Sammy Jankis’i hatırla.

Leonard sigorta şirketinde çalıştığı yıllarda bir çeşit yalan dedektörüydü. İnsanların yüzlerine bakıp hakikat ve sahteliği birbirinden ayırmaya çalışıyordu, başarılıydı da. Gerçeği ortaya çıkartmakta üstün kabiliyetleri vardı. Fakat Sammy Jankis isimli vaka herkesten çok daha farklıydı. Leonard’ı ciddi şekilde zorlamış ve arada bırakmıştı. Sammy’nin beyni, eşiyle beraber geçirdiği bir kaza sonucunda hasar görmüştü. Tıpkı karakterimiz gibi yaşadıklarını unutmaya başlamıştı. Üstelik birkaç dakika gibi. Kısa süreler içinde Leonard kendi durumunu insanlara açıklayabilmek için Sammy’nin hikayesini bir örnek ve metafor olarak kullanıyordu. Onu dinleyen gerekse Sammy’i anlatıyor, hikâye giderek genişleyip dokunaklı hale geliyordu.

Eşi Sammy’nin durumunu kabullenememişti. Rahatsızlığına inanmıyor ve rol yaptığını düşünüyordu. Sanki birkaç cümleyle ikna edebilse dönecek gibi hissediyordu. Onu saksıdaki bir bitki olarak görmüyor, sevdiği insanın kaybolduğuna inanmıyordu. Elinden gelen her şeyi denedi fakat durumu tersine çeviremedi. Sammy öylece koltuğunda oturuyor ve boş bir zihinle televizyon izlemeye devam ediyordu. Eşi bir gün radikal bir karar verdi ve her şeyi açığa çıkaracak son bir test yaptı.

Kadın diyabet hastasıydı ve günün belirli saatlerinde insülin iğnesi vurulması gerekiyordu. Yıllardır bu görevi Sammy üstlenmiş ve eşinin iğnelerini aksatmadan vurmuştu. O gün eşi daha yeni iğne vurulmuşken bir kez daha istedi. Bu çok tehlikeli bir karar çünkü tahmin edebileceğiniz gibi fazla doz onu ölüme sürükler. 

Eğer Sammy rol yapıyorsa çok sevdiği eşini kaybetmeyi göze alamayacak ve ikinci iğneyi yapmayacaktı. Fakat Sammy rol yapmıyordu, rahatsızlığı sahte değildi. Önceki dozu hatırlamadı ve iğneyi bir kez daha vurdu. Sonra bir kez daha ve bir kez daha.

Sonsuz bir aşk diye sevdiği eşinin hayata gözlerini yumduğunu görünce ağlamaya başladı. İğnelerin hiçbirini hatırlamıyor ve neden öldüğünü anlayamıyordu. Eşinin bu Rus ruletini andıran testi tasarlaması, bir yandan da intihar etmek istemesiyle ilgili. Çünkü yaşadıklarını artık kaldıramıyordu. Sammy’nin hastalığı onun kâbusu olmuş ve yaşamaya olan isteğini yok etmişti. 

Peki Leonard, adeta bir korkuluğa dönüşen, hiçbir şeyi veya hiç kimsenin hatırlayamayan bu adamı neden önemsiyordu? Vücudunda eşinin bile adı yazmazken neden Sammy’nin ismi vardı? hafızasında hiç kimseye yer kalmamışken Sammy’yi kendine ısrarla hatırlatma sebebi neydi.

Gerçeğin Yüzü: Leonard Kimin Katili?

Esasında bu vukuat filmin içine dağılmış puzzle parçalarında saklı. Leonard Natalie’nin evinde iken koltuğa oturuşuna bakın. Elinde bir kumanda var ve televizyonla uğraşıyor. Tıpkı Sammy’nin yaptığı gibi. Tesadüf mü herkesin yapabileceği basit bir eylem mi? Öyleyse size sahnenin içinde saklanan, farkında bile varmadığınız birkaç saniyelik puzzle parçasını söyleyeyim. 

Leonard’ın elinde bir şırınga ve yanında eşini görüyoruz bir sahnede, başka bir hatırasında ise eşine saldırı yapıldığı o kara geceye dönelim. Yerde çırpındığını, bağırdığını ve hala nefes aldığını görüyoruz. Yani bu sahnede öldüğüne dair hiçbir kanıtımız yok. Bize bu fikri düşündüren Leonard’ın vücuduna yazılan bir cümleden ibaretti.

Sammy Jankis’in bir eşi bile yoktu. Yalnız yaşayan bir sahtekardı ve rol yapıyordu. Hafızasında sorun yoktu ve önemsiz biriydi. Leonard onun yalan söylediğini anlamıştı. Tıpkı diğer herkeste olduğu gibi.

Sammy Leonard’ın yüzleşmekten korktuğu, gerçekleri yüklediği bir kukladan ibaretti. Yaşadığı her şeyi sanki onun başından geçmiş gibi anlatıyordu. Diyabet hastası olan kendi eşiydi. Saldırının olduğu gece ölmemişti. Hayatını kaybetme sebebi Leonard’ın art arda vurduğu iğnelerdi. Hafızasındaki hasar onu kendi eşine öldürmeye itmiş ve asla aşamadığı bir travmaya sebep olmuştu. Bu acıyı kaldıramadı. Gerçeği çok derinlere sakladı ve unutmayı seçti. Fakat yok edemiyordu, geçmişi Sammy Jankis ismi ile geri dönüyor ve kendini sürekli hatırlatıyordu. Hiç beklemediği anlarda onu bileğinden tutup hafızasının karanlığına sürüklüyordu. Ağır gerçekleri sakladığı o zifiri karanlığa.

Gelelim John Edward Gammell yani Teddy karakterine. Leonard’ın aradığı kişi ile sadece isim benzerliği var, John halihazırda bizdeki Ahmet Mehmet gibi çok sık kullanılan bir isim. Yeryüzünde kaç tane John G. olabileceğini hayal edin. Sayı tahmin edebileceğinizden çok daha fazla.

Peki tüm kanıtlar neden Teddy’i gösteriyor derseniz meseleyi anlamak için biraz geçmişe dönmeliyiz. Teddy yani John Gammell aslında bir polis. Üstelik Leonard’ın eşine saldıranları yakalamakla görevlendirilmiş ve davayı yürütmüş. Hafıza kaybı yaşayan ve eşinin ölümüne sebep olan karakterimizin haline üzülmüştü. 

Gerçek John G.’yi bulmasına yardım etti. Yani Leonard serseriyi bulup öldürdü ve eşinin intikamını aldı. Hem de yıllar yıllar önce. O güne ait fotoğraf dahi çekilmişti.

Yüzünde tatminkâr bir ifade ile intikamın onu rahatlatmasına izin verdi. Sonunda amacına ulaşmıştı. Peki fotoğrafta başka bir şey daha var, dikkatli bakarsanız.

Parmağı ile göğsünün üstündeki boşluğu işaret ediyor. Hatırlarsanız John G’yi bulup intikamını aldığında oraya bir dövme yaptıracağını söylemişti. Peki neden yaptırmadı? Boşluğu bunca zaman neden doldurmadı.

Çünkü farkına varamadığı çok önemli bir şey vardı. Zihninden intikam güdüsünü çıkardığında geriye hiçbir şey kalmıyordu. Eşi hayatta değildi ve her şey onun için bomboştu. Artık yaşama tutunmak için bir sebebi ya da amacı yoktu. Üstelik her şeyi unuttuğu için yeni bir hayata da başlayamıyordu. Bu yüzden bir karara verdi, intikamını aldığını unutacak ve tüm kanıtları ortadan kaldıracaktı. Tıpkı eşini öldürenin kendisi olduğunu unuttuğu gibi. 

Tam da bu noktada Friedrich Nietzsche’nin söyleyeceği bazı şeyler var, “Ahlakın Soy Kütüğü Üstüne” adlı eserinde şöyle bir ifade kullanmıştı;

“İnsan kendine bir hafıza yaratma gereği duyduğu zaman bu asla kansız, işkencesiz ve kurbansız olmamıştır.”

Bu söz filmimizin hikayesi ile öyle güzel örtüşüyor ki, Leonard için yazılmış desek yanlış olmaz. Çünkü karakterimiz kendine yapay bir hafıza yarattığında kan, işkence ve kurban da beraberinde geldi. Dünyada peşine düşebileceği binlerce John G. vardı. Sonsuza kadar sürebilecek bir dedektiflik hikayesi tasarladı.

Artık gerçeği aramıyordu. Yarattığı şey kendi gerçekliğiydi. Teddy bu durumu fark ettiğinde ona yardım etmeye devam etti. Öldürdüğü her John G. den sonra arkasını topluyor ve cinayetin üstünü kapatıyordu. Neden böyle bir şey yapıyor diye düşünüyorsanız, cevap çok karmaşık değil. Ölenlerin arabasını, parasını ve diğer değerli eşyalarını çalıyordu. Bu sayede konforlu bir yaşam sürüyordu.

Leonard onun için altın yumurtlayan bir tavuktan ibaretti. Üstelik vicdan azabı da duymuyordu. Çünkü öyle ya da böyle, Leonard’a bir yaşam amacı vermişti.

Hayatı boyunca dedektif gibi davranmasına imkân sağlıyor ve intikam aldığını düşünmesine izin veriyordu. Fakat farkında olamadığı bir şey vardı, Leoard’ın kafasındaki sahte gerçekliği geri dönülemez bir noktaya ilerlemişti. Öldürdüğü son kurban Jimmy Grans’ten sonra işler karışmaya başladı. Leonard cinayeti sorgulayıp Teddy’e saldırdı ve bunu ona neden yaptırdığını sordu.

Köşeye sıkışan Teddy, gerçekleri anlatmak zorunda kaldı. Sammy’nin bir metafor olduğunu, eşini kendisinin öldürdüğünü açıkladı. Daha önce de söylediğim bir saldırının intikamını yıllar önce almıştı ve Jimmy Grans öldürdüğü onca insandan sadece biriydi. Leonard duyduklarını kabullenmekte zorlanıyordu. 

Yaşadığı benlik krizini daha iyi anlamak için tekrar Nietzsche’ye dönelim,

“Hafıza der ki bunu ben yaptım, gurur karşılık verir bunu ben yapmış olamam ve sonunda hafıza boyun eğer”

Leonard’ın durumu da tam olarak bu. Kendi içinde verdiği savaşta yenik düşen hafızası ve gerçekler oluyor. Ona eşini öldürdüğünü ve intikamını aldığını hatırlatan Teddy’den kurtulmak istiyor. Çünkü onunla ilgili her şeyi bilen polis, yaşadığı sürece gerçeklerden tamamen kopmayı başaramayacaktır. Bu yüzden fotoğrafın arkasını çeviriyor ve film boyunca gördüğümüz o meşhur cümleyi yazıyor. Onun yalanlarına inanma.

Muhteşem bir sahne, çünkü Leonard hakikati ters çevirdiği için gerçekler ve yalanlar yer değiştiriyor. Ona doğruyu söyleyen tek kişiyi yalancı olarak belgelediği için artık Teddy’e inanmayacaktır. Üstelik bildiğiniz gibi mesele burada kalmıyor.

Polisimizin gerçek adı John Gammell yani John G. olduğu için yeni kurban olmaya çok müsait. Leonard onunla ilgili sahte ipuçları tasarlıyor ve bunları dövme yaptırıyor. Böylece hafızası sıfırlandığında Teddy’nin peşine düşecek ve onu ortadan kaldıracaktır, sonsuza dek.

İşte filmimiz tam olarak bu döngüyü konu alıyor. Karakterimiz Teddy’nin söylediklerine inanmadığı için geçmişini öğrenemiyor ve sahte gerçekliğinin içinde kalmayı başarıyor. Bile isteye Matrix’in içinde yaşamak gibi yani tıpkı Cypher’ın yaptığı gibi.

Yalanın Kurgusu: Teddy, Natalie ve Sahte Dedektiflik

Bu süreçte en çok zaman geçirdiği kişi Natalie’di. Hatırlarsanız o da eşini kaybetmişti ve bu yüzden karakterimize yardım ettiğini söylüyordu. Bu meseleyi tekrar konuşacağımızı söylemiştim. Çünkü Natalie’nin eşi Leonard’ın öldürdüğü Jimmy Grans. Leonard’ı yönlendiren kişinin Teddy olduğunu bildiği için ondan intikam almak istiyor.

Karakterimizi manipüle ederek Teddy’i kendi silahı ile vuruyor. Yani karakterimiz Natalie ve Teddy’nin soğuk savaşı içinde sıkışıp kalan bir piyondan ibaret. Her şeyin sonunda kazanan Natalie, dolayısıyla yalanlar oluyor. Leonard intikam aldığını düşünerek Teddy’i yani John Gammell’i öldürüyor ve bir daha çıkmamak üzere sahte gerçekliğine hapsoluyor. Bu çok anlamlı bir son çünkü insan düşündüğümüz kadar dayanıklı bir canlı değil. Hayattaki her şey ile savaşamazsınız. Bazı hatıraları unutmak gerekir.

Bazı acıları sırtımızdan atmak gerekir. Bazı fotoğrafların yakılması, bazı gerçeklerden vazgeçilmesi gerekir, öyle değil mi. Peki bu söylenildiği kadar basit mi? Bilemem.

Bazen bir yalana inanmak, bazen de sahte bir gerçekliğin içinde yaşamak gerekir. Tıpkı Leonard’ın yaptığı gibi. Karakterimiz Natalie’ye önemli bir cümle söylemişti hatırlarsanız,

“Unutuyorum diye hareketlerim anlamlarını yitirmiyor, gözlerimizi kapattığımızda dünyanın yok olmadığı gibi”

Hikâyenin sonunda gerçeklerden kaçmaya çalışırken bu sözlerine gönderme yapıyor, 

“Kendi zihnimin dışında bir dünyaya inanmalıyım, onları hatırlayamasam bile eylemlerimin hala bir anlamı olduğuna inanmalıyım. Gözlerim kapalıyken dünyanın hala orada olduğunu bilmeliyim. Hepimizin kendimize kim olduğumuzu hatırlatmak için aynalara ihtiyacı var. Bende farkı değilim.”

Natalie ile aynaya baktıkları bir sahneyi hatırlayın. Karakterimiz intikamını aldığında göğsündeki boşluğa dövme yaptıracağını söylemişti. Fakat intikamını çoktan almıştı zaten. Yani göğsündeki boşluk yalan söylüyordu ve ayna da bu yalanı aynen yansıtıyordu. 

Daha iyi anlamanız için mitolojiden örnek vereyim. Yunan mitolojisinde Hades’in ölüler dünyasına giden yolda Leta isimli bir nehir vardı. Unutuluş nehri olarak bilinen bu nehirden su içen ölüler, dünya yaşamlarındaki hatıralarını unutuyorlardı. Böylece ruhları eski benliklerinden temizleniyor ve yeniden doğuşa hazırlanıyorlardı. Yani yeni bir hayata başlamanız için öncekini unutmanı gerekir. Tıpkı Zindan adasındaki Andrew Leaddis’in yaptığı gibi, Leonard gibi.

Şimdi filmimizin içindeki yapboz parçalarını bulmaya devam edelim. Bildiğiniz gibi Memento’nun temel meselesi zaman. Christopher Nolan filmi tersine akıttığı yetmezmiş gibi sahne geçişlerine tik tak sesleri eklemiş. Bu bize saatin ilerleyişini ve filmin ruhunu çok iyi hissettiriyor. Üstelik sadece geçişlerle de kalmıyor. Hikâyenin içerisinde de benzer sesler duyuyoruz. Mesela Natalie ile restoranda oturdukları bir sahnede Natalie kaşık ve çatalla oynuyor ve aynı tik tak seslerini veriyor. Yani gördüğünüz gibi hiçbir şey öylesine değil. Kocaman bir saatin içindesiniz ve filmin yapısı sizi ele geçiriyor.

Ayrıca sahneler sürekli sıfırlanıp geriye doğru ilerlediği için Leonard’a benzer bir kafa karışıklığı ve hafıza problemi yaşıyorsunuz. Bu da Nolan’ın kurgu ile sizi karaktere yakınlaştırma biçimi. Hazır kurgu demişken Leonard’ın aylardır kaldığı otele girmeye çalıştığı sahneye bakın, kapıyı çekerek açması gerektiğini unuttuğu için çarpıyor ve kısa süreli şaşkınlık geçiriyor. Hafıza problemleri yaşayan birine anlatmak için dâhice yazılmış bir ayrıntı. 

Sonsuz Döngü: Bir İntikamın Ötesinde Varoluş

Gelelim senaryonun derinliklerine, Teddy ve Leonard’ın arasında geçen bir diyalog, filmin sonuna dair çok kritik bir mesaj barındırıyor;

“Jon G. karımı öldürdü, hafızamı çaldı ve yaşama kabiliyetimi yok etti, ama yaşıyorsun.”

Sadece intikam almak için bu çok anlamlı bir konuşma, çünkü karakterimiz gerçekten intikam duygusu için yaşıyor. Acılarından kaçmak için bir simülasyon tasarladı. Onlarca farklı insanı öldürdüğü, asla bitmeyen bir amacı ya da felsefesi olmayan sonsuz bir intikam süreci. Meselenin artık eşi ile ilgisi kalmadı. Her şeyi kendisi için yapıyor. Hayatta kalmak için absürt ve akıl almaz bir yaşam amacı oluşturdu. Bu yolda da hem kendi geçmişini hem de gerçekleri öldürdü. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar açıkladıktan sonra sizlere düşünmeniz için küçük bir bulmaca bırakayım. 

Theodor Adorno’nun bir şiiri, karakterimizin ve filmimizin felsefesini çok iyi anlatıyor. Bakalım cevapları bulup yapbozu tamamlayabilecek misiniz?

Bir söz söyledim ve sen öldün,

Sustum ve sen öldün

Bir şey yaptım ve sen öldün

Hiçbir şey yapmadım, sen yine öldün

Seyrettim ve sen öldün

Düşündüm ve sen öldün

İsyan ettin ve sen öldün

Sen ölmeden, sen ölürken ve sen öldükten sonra sana sordum

Neden bu akılsızlığın hiçbir akıllı yanıtı yok

Çünkü herkesten önce öldü 

Bundan ki ölüm nedeninin hiçbir önemi yok.

Yazar: Selim Yılmaz

Memento

Memento Film Afişi (2000)

Memento

8.2 /10
2000 113 dk Gizem Gerilim

Leonard Shelby, lüks bir hayat sürerken aslında intikam peşinde olan bir adamdır. Karısının ölümünden sorumlu olan adamı bulmak için çıktığı yolculukta, hafıza kaybıyla mücadele eder. Leonard'ın hafızası sadece son 15 dakikayı hatırlayabilirken, geçmişteki olayları tam olarak anlamak ve katili bulmak için büyük bir zorlukla karşı karşıyadır. Adalet arayışı ve hafıza kaybı arasında sıkışan Leonard'ın hikayesi, gerilim dolu bir atmosferle izleyiciyi etkisi altına almaktadır.

Yönetmen: Christopher Nolan
Oyuncular: Guy Pearce, Carrie-Anne Moss, Joe Pantoliano, Mark Boone Junior, Russ Fega, Jorja Fox, Stephen Tobolowsky, Harriet Sansom Harris, Thomas Lennon, Callum Keith Rennie

9
İnceleme Özeti
Özet

Guy Pearce’ın Leonard karakterine kattığı içsel çatışma ve belirsizlik çok inandırıcı. Yardımcı oyuncular da (Carrie-Anne Moss, Joe Pantoliano) karakterlerini derinlikli oynuyor. Christopher Nolan’ın tersine kurgulu bu senaryosu, modern sinemanın en özgün yapılarından biri. Hem teknik açıdan cesur hem de tematik olarak zengin (hafıza, kimlik, intikam gibi kavramları çok güçlü işliyor).

  • Oyunculuk9
  • Senaryo10
  • Akıcılık8
Paylaş
Diğer Yazılar
8.3
İnceleme

One Battle After Another (2025) Film İncelemesi | Paul Thomas Anderson

One Battle After Another İncelemesi – Bir Baba, Bir Kız ve Bitmeyen...

8.7
İnceleme

2001: A Space Odyssey, Karanlıkta Bilinç Işıltısı

“Sinemanın evrim geçirdiği bir noktada, insanlığın evrimiyle yüzleşmek.” Bazen bir film yalnızca...

8.7
İnceleme

12 Angry Men: Karar Odasında İnsan Doğası

Akıl, Vicdan ve Sandalyedeki Gerçek: “12 Angry Men” Bir mahkeme salonunda değil,...

6.7
İnceleme

Nobody 2: Hutch Mansell’in Bitmeyen Hesaplaşması

Geri Dönen Sessizlik: Nobody 2 (Önemsiz Biri 2) 2021’de vizyona giren Nobody,...

Anasayfa
Listeler
Vizyondakiler
Netflix Trend