“Solace,” sıradan bir polisiye hikaye gibi başlayıp izleyicisini insan zihninin en karanlık köşelerine sürükleyen bir film. Bir medyumun yetenekleriyle bir katilin empatisini karşı karşıya getiren bu hikaye, suç ve adalet kavramlarını sorgulatıyor. Her karakter geçmişin ağırlığını taşıyor; her olay bizi doğru ve yanlış arasındaki gri bölgeye çekiyor. Peki, bir insanın zihnine girmenin bedeli ne kadar ağır olabilir? Solace, bu sorunun peşinden koşarken sadece bir katili değil, içimizdeki karanlığı da aramaya davet ediyor. Derin anlam, zeka oyunları, dedektiflik ve Anthony Hopkins’in muhteşem oyunculuğuna hazırsanız, Bak Bu Olur Solace İncelemesi ile sizlerle.
Solace: Karanlık Zihinlere Bir Yolculuk
Filmin ilk sahnesinde, polislerin bir cinayeti araştırdıklarını görüyoruz. Aradıkları seri katil, hiçbir şekilde arkasında iz bırakmamaktadır. Ona dair bilinen tek şey, tüm kurbanlarının ensesinde bıraktığı yara izidir. İstisnasız hepsini aynı şekilde öldürmektedir. Polis çaresiz bir durumdadır çünkü hiçbir şekilde katili yakalayamamaktadır. Ancak dedektif Joe, tek çareyi bilmektedir.
Partnerine, polise defalarca yardım eden dostu John’u ziyaret etmesi gerektiğini söyler. Fakat partneri, ajan Katherine, bundan emin değildir. Çünkü John bir medyumdur. Eğer bu davaya karışırsa neler olacağını tahmin edememektedirler. John, kızı Emma öldükten sonra her şeyden uzaklaşmış ve doğa içindeki tenha evinde sessizliğe karışmıştır. Uzun zamandır ondan haber alan olmamıştır.
John’u görmeye gittiklerinde, Joe kapıyı çalmaya yeltenir fakat John onun geleceğini çoktan bilmektedir. Eli kapıya dokunmadan önce seslenir ve gelme sebebiyle ilgilenmediğini söyler. Fakat bir süre sonra dostunun ısrarına dayanamayıp kapıyı açar. Joe, davadan ve aradıkları katilden bahseder. John, ilgilenmediğini bir kere daha tekrarladıktan sonra “Kız arkadaşın kim?” diye sorar.
John bu cümleyi söyler söylemez ajan Katherine içeri girer. Film, John’un sezgilerini görsellikle harika bir şekilde dönüştürüyor. Daha hikayenin başında bile birkaç önemli detayı izlemiş oluyoruz. Sahnenin devamında, ajan Katherine John’a dokunduğunda, John onun öleceğini görür. O ana kadar davayla ilgilenmeyen John’un fikri değişmeye başlar. Çünkü ajan Katherine, ölen kızı Emma’ya çok benzemektedir.
John’un Sessizliği ve İmkansız Bir Görev

Kızı Emma’yı kaybeden John, ajan Katherine’nin ölmesine izin vermek istemiyor. Bir süre düşündükten sonra davaya yardım etmeye karar veriyor. Dava dosyalarını incelerken opera dinlediğini duyuyoruz. Aslında filmde John ana karakterimiz ve onunla geç karşılaşmamıza şaşırmış olabilirsiniz. Ancak filmin en önemli karakterini henüz görmediniz. Onu tanımak için John ile birlikte bir yolculuğa çıkmanız gerekiyor.
Filmin önemli çatışmalarından biri de ajan Katherine ve John arasındaki zıtlıktır. Katherine mantıklı biridir, psikiyatri alanında eğitim almıştır ve medyumluğun bir sahtekarlık olduğunu düşünmektedir. Bu fikrini John’a söylediğinde John ilginç bir cevap veriyor:
“Ben de psikiyatristler hakkında böyle düşünüyorum. Tek umursadıkları şey para.”
Ajan Katherine, “Bunu söyleyen demek ki iyi bir psikiyatra denk gelmemiş,” dediğinde John vurucu bir cevap daha veriyor:
“Bu cümleyi Sigmund Freud söylemişti.”
Bu sahneyle birlikte John’un sıradan biri olmadığı belli oluyor. Zihinsel güçlerinin yanında bilge ve kültürlü biridir. Katili araştırdıklarında, tüm kurbanların enselerindeki izin anlamını öğreniyoruz. Adli tıpçıların araştırmalarına göre, katil kurbanlarını olabilecek en hızlı ve acısız şekilde öldürmektedir. Bir seri katil için ilginç bir şekilde merhametli bir yöntem değil mi? Sebebini yazının devamında öğreneceksiniz.
Karakterlerimiz davayı araştırırken katilin bıraktığı bir notu buluyorlar:
“Ben kimim? Sana iki kelime ile kim olduğumu, ne yaptığımı ve nasıl yaşadığımı söyleyeceğim. Yapabilir miyim?”
Empati ve Ölümün Kesiştiği Nokta

John, notu gördüğünde sessizleşir. Katherine ise notun klasik bir bilmece olduğunu söyler. Ona göre katil, polisleri yanlış yönlendirmek için bilmeceler yazmaktadır. Karakterler bilmeceyle uğraşırken, katil bir cinayet daha işler. Olay yerine geldiklerinde, kadının küvette huzurlu bir şekilde uzandığını görüyoruz. Elbette ensesinde aynı iz vardır.
John, kadına dokunduğunda Joe’ya banyo suyuna dokunmamasını söyler. Sonrasında anlarız ki kadının eşinde HIV, yani AIDS hastalığı vardır ve hastalık kadına da bulaşmıştır. John’un banyo suyuna dokunulmamasını istemesinin sebebi budur, çünkü kadının kanında HIV virüsü bulunmaktadır. Böylece katilin aslında hasta insanları hedef aldığını anlıyoruz. Kadın, hastalık nedeniyle acı çekerek ölmeden önce, katil onu acısız bir şekilde öldürmüştür. Anlayacağınız sıradan bir katil ile karşı karşıya değiliz; onun bir felsefesi ve amacı var. Bu konuya tekrar döneceğiz.
Bir sonraki kurban bir çocuktur. Durumu diğerlerinden farklıdır, çünkü katil hasta insanları öldürüyordu. Fakat ailesi, çocuklarının bir hastalığı olmadığını söylüyor. John ise onlarla aynı fikirde değildir. Otopsi yapılmasını istediğinde, çocuğun beyninde kocaman bir tümör olduğu ortaya çıkar.
Yani katil yine kendi bildiği yoldan gitmiş ve hasta bir insanı hedef almıştır. John’un çocuğun beynindeki gizli tümörü fark etmesine şaşırmıyoruz, çünkü onun bir medyum olduğunu biliyoruz. Fakat katil çocuğun hasta olduğunu nereden biliyordu?
Aslında cevap aynıdır: Aradıkları katil de tıpkı John gibi bir medyumdur.
John ve Charles: Felsefenin İki Yüzü
John, sık sık katille ilgili görüntüler ve rüyalar görmektedir ve söylediğine göre katil ondan çok daha iyidir. Çünkü polisler ve John ne yaparsa yapsın, katil her zaman bir adım öndedir. Bu olaydan sonra John davadan vazgeçip sessizce uzaklaşır. Katherine, sinirlenerek John’u bulur ve bir anda neden çekip gittiğini sorar. John ise sakin bir şekilde yanıt verir:
“Ben kimim? Sana iki kelimeyle kim olduğumu, ne yaptığımı ve nasıl yaşadığımı söyleyeceğim. Yapabilir miyim?”
Katherine, anlamaz gözlerle bakınca John, katilin bilmecesinin aslında bir opera şarkısından alıntı olduğunu söyler. Katherine, katilin opera dinlemesinin ne anlama geldiğini anlamayınca John açıklama yapar:
“Davanın dosyasını incelerken tam olarak bu satırları dinliyordum. Bu şarkıyı dinleyeceğimi biliyordu, benden yardım isteyeceğinizi biliyordu, çünkü o her şeyi biliyor.”
Aslında, John’a ölen çocuğun beyninin incelenmesini söyleyen kişi de katildir. Ona bir faks göndererek yönlendirmiştir.
John, katilin ondan daha iyi bir medyum olduğunu biliyor. Bu yüzden vazgeçiyor, çünkü yapacağı hiçbir şeyin işe yaramayacağının farkında. Katherine ikna olmayınca John, Katherine’nin hayatının tüm detaylarını hızlıca anlatır. Böylece, John’un inanılmaz bir yeteneğe sahip olduğunu anlıyoruz. Fakat buna rağmen katili durduramayacağını söylemesi, bize katilin ne kadar kudretli olduğunu gösteriyor.
Her şeyden vazgeçmesine rağmen yaşadıkları, John’u zihnindeki görüntülere götürüyor. Davadan uzaklaşmaya çalışsa da kendisini olayların tam ortasında buluyor. Böylece, vazgeçmenin bir çözüm olmadığını anlıyor. Çünkü ister davayı araştırsın, ister davadan vazgeçsin, sonuç değişmiyor; katil bir şekilde John’u olayların içine çekmeyi başarıyor.
Katilin bıraktığı ipucunu takip eden karakterlerimiz bir psikopata ulaşıyor ve o sırada Joe vuruluyor. Sonrasında John, psikopatı yakaladığında Katherine onu öldürüyor. Aslında tüm bu yaşananların çok net bir sebebi var; katil, karakterlerimizi bir psikopata yönlendirdi ve onun ölmesini sağladı. Böylece dünyayı kötü bir insandan kurtarmış oldu. Ayrıca Joe’nun ileri seviye kanser olduğunu bilen katil, bu şekilde onun vurulmasını sağladı, çünkü acı çekerek öleceğini biliyordu.
Bir kurşun yarasıyla Joe’nun ölümünü hızlandırmıştı katil. Tüm bunları planlamıştı ve istediği her şey adım adım gerçekleşiyordu. John, dostunun ölümünden sonra bir mekânda otururken masadan bir kağıt düşer. John eğilip kağıdı aldıktan sonra doğrulduğunda karşısında katili görür.
En Büyük Sevgi Eylemleri

Evet, filmin en önemli karakterini neredeyse filmin sonuna doğru görüyoruz. Bu durum, karakterin etkisini oldukça artırıyor. Çünkü film, bize karakteri adım adım tanıttı; onun amaçlarını ve felsefesini anladığımız anda da karşımıza çıkardı. Bu yönüyle Solace, oldukça güçlü bir kurguya sahip.
Charles isimli katil, bu sahnede John’a düşünce yapısını anlatıyor. Öldürdüğü tüm insanların acı içinde kıvranacağını ve ölmek için yalvaracağını söylüyor. Bu yüzden Charles, daha acıları başlamamışken onları nazikçe öldürmüştür. İlk olarak çocuğu hatırlayalım; dondurma yerken, parkta oyun oynarken mutlu bir anında ölmüştü. Kadın ise küvette çiçekler içinde uzanmış ve huzurlu bir anında ölümle kavuşmuştu.
Evet, karakterimiz bir katil; fakat felsefesini anladığımızda onu tabir yerindeyse bir ölüm meleği olarak görmek bence daha makul. Çünkü öldürdüğü her insan için bir nedeni var ve onları çekecekleri büyük acılardan kurtaracak seçimler yapıyor. John ile karşı karşıya oturdukları sahnede ona önemli bir cümle kuruyor:
“Bazen en büyük sevgi eylemleri, verilmesi gereken en zor kararlardır.”
Bu cümleye dikkat edin, çünkü film için çok önemli ve ilerleyen sahnelerde tekrar duyacaksınız.
John, polislere baktığında Charles ona olabilecek tüm ihtimalleri bildiğini ve hepsinde mekândan sağ çıktığını söylüyor. Yani John, polislere durumu haber verirse hiçbir işe yaramayacaktır. O an John garip bir hamle yapıyor ve elindeki nesneyle aniden Charles’in kafasına vuruyor. Charles, “Bunun yaşanmaması gerekiyordu” diyor, çünkü John’un bu şekilde hareket edeceğini hesaba katmamıştı. Böylece polisler Charles’i değil, John’u yakalayıp sakinleştirmeye çalışıyorlar.
Charles mekândan ayrılıp bir sonraki öldüreceği kişinin evine gittiğinde, John’un koltukta oturduğunu görüyor. John, Charles’ten önce varacağı yere gitmişti. Bu durum, bir şeylerin değiştiğini gösteriyor; çünkü bildiğimiz gibi Charles, John’dan her zaman bir adım öndeydi. Artık durum böyle değil.
Karşı karşıya oldukları bu sahnede inanılmaz bir felsefi tartışma çıkıyor. John, ölmek üzere olan insanların hayatlarının gözlerinin önünden geçtiğini ve ölümlerini kabullendikleri bu anın önemli olduğunu düşünüyor. Bu yüzden Charles’in kendi ahlak anlayışını insanlara dayatmasını hatalı buluyor. Onları acılı da olsa kendi sonlarından uzaklaştırarak zorla öldürmesinin yanlış olduğunu düşünüyor.
Charles ise John’a, “Sırf ahlak anlayışın yüzünden bunca insanın acı çekmesine izin mi vereceksin?” diye soruyor. Ona göre, yapay da olsa acısız bir ölüm, yaşayacakları kötü günden daha iyidir.
Empati yaptığımızda iki karaktere de hak verecek sebepler bulabiliyoruz. Bu, sinemada çok sık karşılaşmadığımız bir durumdur. Yazının sonunda hangi karaktere hak vereceğiniz ve destekleyeceğiniz size kalmış; dilerseniz yorumlarda belirtebilirsiniz.
John, Charles’i bulduğu için adamı öldürmesini engellediğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü sahnenin başında hedef olan adam, telefonla konuşup yürürken boynunu tutmuştu; Charles, onu zehirleyerek yapması gerekeni çoktan yapmıştı. Evden ayrılırken John, adama zehirlendiğini ve hastaneye gitmesi gerektiğini söylüyor. Bu cümle, her şeyin Charles’in planına göre ilerlediğini gösteriyor.
Gelelim filmin doruk noktasına.
John, zihninde sürekli metro görüntüleri görmektedir. John, bu görüntüleri takip edip Charles’in olduğu metroya ulaşıyor. Charles burada John’a, “Biz aynıyız” diyor. John ise buna katılmayarak “Ben katil değilim” diyor. Charles’in cevabı ise oldukça vurucu:
“Birazdan beni öldüreceksin.”
Kaderi Değiştirmek: John’un Kararı
Charles’in bu cümleyi kurmasının nedeni hasta olmasıdır. Yakında ölecektir, bu yüzden John’un onu acısız bir şekilde öldürmesini istemektedir. Tıpkı onun diğer insanlara yaptığı gibi. John ise tahmin edebileceğiniz gibi onu öldürmeye istekli değildir. Fakat Charles, John’un kendisini öldürmeyeceğini zaten biliyor ve bu yüzden bir plan yapmıştır.
Birazdan Katherine’nin içeri gireceğini ve ona ateş edeceğini söyler. Bu yüzden John, Katherine’yi korumak için Charles’i öldürmek zorunda kalacaktır. Sahnenin devamında her şey Charles’in dediği gibi gerçekleşir ve John, Katherine’yi korumak için Charles’i öldürür.
Aslında John, karşılaştıkları ilk sahneden itibaren Charles’in ne yapacağını anlamaya başlamıştır. Fakat bu hiçbir şeyi değiştirmez. Çünkü ne yaparsa yapsın, Charles’in planını engelleyememiştir.
Charles, sinemanın en derin karakterlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Fikirleri, felsefesi ve kararlılığıyla John gibi iradeli bir insanı bile isteği doğrultusunda yönlendirmeyi başarıyor. Çünkü başından beri John’un, Katherine’yi kurtarmak isteyeceğinden emindir. Charles’ten ne kadar farklı düşünürse düşünsün, kızı Emma’yı kaybettikten sonra Katherine’nin de ölmesine izin vermeyeceğini biliyordu.
İster hak verin ister hak vermeyin, ama Charles’in bir hayat görüşü vardı. Etik olmasa bile birçok insanı acılı ölümlerden kurtardı. En sonunda John’a kendisini öldürterek, tıpkı diğer insanlara yaşattığı gibi, acısız bir ölüm yaşadı ve hikayesine güzel bir son verdi.
John ise çok farklı bir görüşü temsil ediyor. İnsanların yaşayacakları sonlara müdahale etmenin yanlış olduğunu düşünüyor. İyisiyle de kötüsüyle de herkesin kendi kaderini yaşaması gerektiğine inanıyor. Ne de olsa bazıları acılı sonları hak ediyor, değil mi?
Fakat John her zaman böyle düşünmüyordu. Neden mi böyle söyledim? Çünkü kızı Emma hastalığından dolayı acı çekerken, dayanamayıp serumuna bir ilaç katmıştı. Böylece Emma’nın acısız bir şekilde ölümüne sebep olmuştu. Yıllardır bu kararın ağırlığıyla yaşamak zorunda kalmıştı.
Bu acıdan dolayı Charles’e sürekli karşı çıkıyordu. Fakat her şeyin başında gördüğümüz gibi, John’un da Charles’ten bir farkı yoktu. Canından çok sevdiği kızının acısına dayanamamış ve tıpkı Charles’in söylediği gibi zor bir karar vermişti.
Bazen en büyük sevgi eylemleri, verilmesi gereken en zor kararlardır.
Yazar: Selim Yılmaz
Afonso Poyart'ın yönettiği bu gerilim dolu film, kimliğini gizleyen bir seri katilin peşindeki genç bir FBI dedektifinin hikayesine odaklanıyor. Dedektif, zorlu bir cinayet davasını çözmek için emekli olmuş bir tıp uzmanının yardımına ihtiyaç duyar. Ancak uzmanı ikna etmek hiç de kolay olmayacaktır. Dedektif, katilin peşinde sürükleyici bir yolculuğa çıkarken, aralarındaki gizemli bağları açığa çıkaracak ve büyük bir sırrı çözecektir.
Solace
Solace

Özet
Özet
"Solace," polisiye ve gerilim türünü psikolojik ve felsefi bir boyutla harmanlayan bir yapım. Oyunculuk performansları ve karakter derinlikleri filmi güçlü kılan unsurlar arasında. Anthony Hopkins’in karizmatik ve etkileyici performansı filmi izlenmeye değer kılarken, Colin Farrell’ın katile kattığı empatik yön seyirciyi düşündürmeye itiyor. Senaryo, zaman zaman klişelere başvursa da, etik ve ahlaki sorgulamalar sayesinde türdeşlerinden ayrılmayı başarıyor.Film, gerilim sevenler için tatmin edici bir seyir deneyimi sunarken, temposundaki iniş çıkışlar ve bazı olayların tahmin edilebilirliği nedeniyle herkesin beğenisini kazanamayabilir. Ancak, etkileyici oyunculuklar ve atmosferik anlatımı sayesinde "Solace", unutulmaz bir gerilim filmi olmasa da izlemeye değer bir yapım olarak öne çıkıyor.
- Oyunculuk8
- Senaryo7
- Akıcılık5




















Bir Yorum Bırak