Bilim-Kurgu ve korku türlerinin takipçisiyseniz, izlemeyi ve filmi hissetmeyi seviyorsanız Alien serisi sizin için biçilmiş kaftandır. Sinemadaki en ikonik birleşimlerinden biri olan Alien serisi, yıllar boyunca hayranları tarafından takip edildi. Ridley Scott’ın 1979’da başlattığı bu evren, korkutucu uzay yaratıklarının vahşi doğasıyla insanın hayatta kalma mücadelesini ustalıkla harmanladı. Şimdi ise serinin son halkası Alien: Romulus, yönetmen Fede Alvarez’in ellerinde yeniden hayat buluyor. Ayrıca yeni çıkan bu film, sadece hayranlarına ve takipçilerine değil, yeni seyircilere de hitap etmeyi amaçlayan bir yapım olmayı başardı. Peki, bu film serinin köklerine sadık kalarak aynı derinlik ve korkuyu yeniden üretebildi mi? Yoksa sadece eskiye yönelik çaresiz bir nostaljik deneme mi? İşte Alien: Romulus incelemesi sizlerle.
Alien Serisi ve Geçmişi
Son çıkan bu film, 1979 yapımı Alien filminin yaklaşık 20 yıl sonrasında geçiyor. Serinin ilk filmi olan Alien, 2122 yılını anlatıyor ve dünyaya dönüş sırasında aldıkları sinyali takip eden bir kargo gemisinde yaşananları konu alıyordu. Kronolojik olarak bakarsak, Alien’den bir sonraki film James Cameron’un yönettiği 1986 yapımı Aliens. Aliens filmindeki olaylar ise 2179 yılında yaşanıyor. Yeni çıkan filmimiz Alien: Romulus ise bu iki film arasında, 2142 yılında gerçekleşiyor. Ayrıca bu film, 2012 yılında yayımlanan Prometheus filmine bağlanıyor.
Uzayda Çığlığınızı Kimse Duymaz

Serinin bu filminin adı olan “Romulus” tarihi mitolojideki Roma’nın mitlerine dayanıyor. Efsaneye göre Remus ve Romulus kardeşler Roma kentini kurmuş; lakin Remus’un ihanetinden sonra Romulus konsül olarak devleti kurmayı sürdürmüştü. Filmde ise bir uzay istasyonuna “ROMULUS” adı verildi. Yıldız madenciliği kolonisinde yaşayan bir grup genç, gezegenden kaçmak için atmosferin dışında terkedilmiş bir uzay istasyonunu keşfediyor (evet, ROMULUS). Kaçabilmeleri için bu uzay istasyonundaki uyku kapsüllerine ihtiyaçları var; çünkü gitmeleri gereken gezegen 9 yıl uzaklıkta ve kendi uzay gemileriyle o uzay istasyonuna kilitlenip uyku kapsüllerini çıkarmak için o devasa, karanlık ve klostrofobik yapının içinde yol almaya başlıyorlar. Ancak orada da bugüne dek kaydedilen en yırtıcı, en korkunç yaşam formuyla karşılaşıyorlar; kaçmaya çalıştıkları şey burada da karşılarına çıkmıştı. Bu uzay istasyonu, PROMETHEUS projesini gerçekleştirmeye çalışan Weyland-Yutani şirketine ait. Ayrıca zamanları da kısıtlı; çünkü uzay istasyonunun bir asteroit kuşağına çarpması kesin, bu da gerilimi arttırıyor ve süreyi çok daha kısaltıyordu.
Ekip, sinyalleri araştırmak için derin bir mağara sistemine doğru ilerler. Ancak bu noktada işler hızla kötüleşmeye başlar. Mağaranın derinliklerinde, ekibin keşfettiği şey yıllardır gizli kalan Xenomorph yumurtalarıdır.
Uyanış
Ekibin bir üyesi, mağaradaki yumurtalardan birine yaklaştığında “facehugger” adı verilen yaratık aniden ortaya çıkar ve bilim insanına saldırır. Bu sahne, seri için ikonik olan Xenomorph üreme döngüsünün başlangıcıdır. Facehugger, kurbanının yüzüne yapışarak onu bayıltır ve embriyosunu kurbanının vücuduna yerleştirir. Kısa bir süre sonra bilim insanı kendine gelir ve ekibe hiçbir şey olmamış gibi davranır. Ancak ekibin geri kalanı mağaranın daha da derinliklerine indikçe Romulus istasyonunun aslında terkedilmiş bir Weyland-Yutani kolonisi olduğunu keşfeder. Bu koloni, yıllar önce Xenomorph’ları incelemeye çalışan bilim insanları tarafından inşa edilmiştir. Ancak bir şeyler ters gitmiş ve tüm koloni yok olmuştur.
Hayatta Kalma Mücadelesi

Embriyo yerleştirildikten sonra Xenomorph’un evrelerinden biri olan “Chestburster” aşaması gerçekleşir. Ekip, yaratığın kurbanın göğsünden patlayarak çıktığı bu dehşet verici sahneyle karşı karşıya kalır. Küçük Xenomorph hızla büyümeye başlar ve ekip bu yaratığın saldırısına hazırlıksız yakalanır. Ekip üyeleri birer birer yaratığın kurbanı olurken, ekibin içinde de gerginlik artar. Otorite sorgulanır. Weyland-Yutani’nin karanlık motivasyonları yavaş yavaş açığa çıkarken, ekibin bazı üyeleri aslında gezegene Xenomorph’ları yakalamak ve onları askeri silah olarak kullanmak amacıyla gönderildiklerini öğrenir. Bu, ekibin içinde derin bir ihanet duygusu hissettirir. Artık hayatlarını mı kurtaracaklardı yoksa Xenomorph’ların orada hapsolmasını mı sağlayacaklardı? Ancak ne yaparlarsa yapsınlar yaratıkların zekasının altında kalacaklardı.
“Evrimin işini yapmasını artık bekleyemeyiz” bu sözler, uzay istasyonunun bilim görevlisi olarak tasarlanmış Weyland-Yutani şirketindeki bir androide ait. Anlaşılan kadarıyla şirket tarafından bu androide yüklenen misyon ve dolayısıyla bu istasyonun yapılma amacı şuydu: “İnsanlığın zayıf ve kırılgan yapısını mükemmel bir organizmaya dönüştürmek” ve başardığını ekliyor: “Armağanını insanlığa verdim.” Xenomorph’ların DNA’sında keşfettiği siyah akışkan maddeyi sentezleyerek bir bileşen oluşturmuştu. İşte bu noktada 2012’de seyrettiğimiz Peter Weyland’a gönderme yapılıyor. Android, onun hayatı boyunca aradığı ama ulaşamadığı ve uğruna öldüğü maddeye “PROMETHEUS ATEŞİ” adını veriyor. Bu siyah maddeyi David, üreticisinden gizlice almış ve sonrasında yeni yaşam formlarına ulaşmak için kullanmıştı.
İnsan Zayıflığının Sonu
Keşfedilen bu maddenin içine girdiği canlının DNA’sını yeniden yazabildiği söyleniyor. Yeni yazılım sonrasında öncelikleri değişen sentetik Andy burada devreye girdi. Andy, bu maddeyi Jackson Star maden kolonisine ulaştırmak için çaba gösterecekti. Tüm bu yapılanlar insanlığın iyiliği için değildi. Weyland-Yutani şirketi, bütün bunların dışında gezegenler arası nakliye ve taşımacılık işi de yapmakta. İnsanların zayıf ve dayanıksız olması, şirketin işine gelmiyor ve bu maddeyle beraber insanüstü özelliklere sahip insanların yeniden doğuşunu gerçekleştirmeye çalışıyorlar; yani şirket kendi çıkarları için insanlığı kullanıyor. Filmde Kay, kimseye söylemeden kendi kararıyla bu bileşeni kendi üzerinde kullandı. Burada bir çaresizlik bulunmaktaydı ki Kay hamileydi ve iyileşme ümidiyle kendisine enjekte etti. Tabii Andy, Rain ve Taylor da dahil olmak üzere hiçbiri mutasyona uğramış cesetleri görmedi. Kay ilacı kullandıktan sonra insan ve uzaylı karışımı bir melez ortaya çıktı. Devasa bir yaratık olan “The Offspring” aslında Alien serisinde uzaylı melez olan bir ilk değil; 1997 yapımı Alien: Resurrection’da buna benzer bir yaratık görülmüştü. Bu yaratık ve Rain arasında yaşanan savaşta, Rain muazzam bir hırsla savaştı ve tıpkı Ripley gibi hayatta kalması olası bir devam filminin kapısını açık bıraktı.

İnsan ve Yapay Zeka Etkileşimi
Bu iki tür arasında bariz bir güvensizlik bulunuyor. Üretici insanlar, sentetikleri her zaman olduğu gibi küçümseme eğilimi gösterirken ve onlara üstten bakarken, yapay zekalar da insan ırkının zayıf ve kırılgan oluşunun farkında. Andy, kendisine güncelleme geldikten sonra dahi insanlara karşı tavır almamıştı. Lakin 2012 yapımı Prometheus filmindeki sentetik David, gelen güncelleme sonrası “üretici kibri” adıyla onu yapanı öldürmüştü. Andy’nin programlanması, Rain’in üvey kardeşi gibi programlanmış ve böylece bu ikisi arasında Rain’in küçüklüğünden beri süregelen bir bağ oluşmuştu. Peki, buna sevgi denebilir mi? Evet, denebilir; ancak sevgi beşeri bir duygu. Andy programlanmadan ötürü Rain’e yakınlık gösteriyor, yani bu ikisi arasında bir sevgiden söz edilemez; zaten öncelikleri değiştiği anda Rain’e olan bağlılığı şirkete dönmüştü. Başlarda Rain’in üzerindeki üretici kibri kendini hissettirmişti. Rain için Andy, üvey kardeş konumunda, yalnızlığını paylaştığı sorunsuz ve kusursuz bir arkadaş. Ancak Rain bir yol ayrımında Andy’den vazgeçti. Andy’nin Jackson Stars’da bir geleceği yoktu ve borçlarından ötürü Rain’in elinden alınacak ve kapatılarak Android çöplüğüne atılacaktı. Filmin başlarında Rain’e gelen telefon, Andy için zamanın azaldığını gösteriyordu. Diğer gezegenlere ise yapay insanların girmesi yasak olduğundan dolayı Andy için kapatılmaktan başka seçenek kalmamıştı. Aslında Rain’in Andy’den vazgeçmesinin arkasında başka seçeneğinin olmaması yatıyordu. Ama dikkat ederseniz Rain, Andy kapıyı açmamayı seçtiği zaman ona çok kızdı ve bir tokat attı. Neye rağmen yaptı bunu? Andy’nin “Yaratık kapının açılmasını bekliyor, açarsak hepimiz öleceğiz” demesine rağmen. İşte buradaki ince nokta, Rain’in Andy’i bir kardeş gibi görmesi ve onun isteğini yapmamasının ona ağır gelmesiydi. Güven ve sevgiye dayalı ilişkileri ilk kez böyle ağır bir darbe almıştı. Bu, Rain’in kalbini kırdı ki tokat sonrasında gözyaşı dökmeye başladı. Rain ve Andy arasındaki ilişkiyi diğerlerinin anlamlandırabilmesi zordu.
Son mu? Başlangıç mı?
İnsanların daha önce gezegende hiçbir neden yokken Andy’e saldırması, daha sonra ilk konuşmadan itibaren birinin durmadan Andy’i aşağılaması ve son olarak Andy’nin en güvendiği kişinin ona bile sormadan Andy adına karar alması, işte tüm bunlar kendisini üretici ve hatta tabiri caizse yaratıcı olarak gören insanların kibirlerinin bir yansımasıydı. Ama tüm bunlara rağmen Rain’in Andy’i ölüme terk edememesi, Rain’in Andy’e karşı olan sevgisinin kanıtlarından biriydi. Rain yardıma gitmeyebilirdi; buna mecburiyeti yoktu. İlk kez onu kaybetme tehlikesi yaşıyordu ve Andy’nin değerini daha önce bu kadar fark edememişti. Andy’nin güncellenmiş hali, tavırları, seçimleri ve yaptıkları Rain’in, Andy’nin eski halindeki insanlığını ya da sıcaklığını fark etmesini sağladı. Ki gerçekten de bazen elimizdekilerin, önemsizlerin ve gözden kaçanların ne kadar değerli olduğunu ancak bizden gittikten sonra anlarız. Rain işte bunu fark etti; Andy’nin değerini ve kıymetini.
Sentetik ruh, insanlar için pek de bir ümit kalmadığını; onların evrenin olağan hızını bile beklemeden değişmesi, mükemmele doğru evrimleşmesi gerektiğini savunuyordu. Bu görüş, Weyland-Yutani şirketi ve şirketin ardındaki akılların da ortak görüşüydü; ama insan ve sentetik bileşimi, onların oluşturduğu dinamik güç bir anlamda aksinin de olabileceğini, insanlığın en zor şartlar altında bile mücadele edebileceğini ve karar alma gücünün var olduğunu ispatladı. İnsanlık zayıf gibi görünse de kendini ispat ede ede var olmaya ve varoluş mücadelesi vermeye devam edecek.

İnceleme Sonucu
Özet
Film, özellikle atmosfer yaratımı ve sinematografi açısından harika. Eski "Alien" filmlerinin karanlık ve klostrofobik havasını modern bir şekilde yeniden yaratmayı başarmış. Meksikalı görüntü yönetmeni Galo Olivares'in etkileyici görüntüleri, uzay boşluğunun tehditkâr atmosferini göz alıcı bir şekilde sunuyor, bu da filmin görsel kalitesine büyük bir katkı sağlıyor.
- Oyunculuk7
- Senaryo8
- Akıcılık10




















Bir Yorum Bırak