Interstellar, zamanın, sevginin ve insanlığın sınırlarını sorgulayan bir başyapıt. İnsan ruhunun karanlık boşlukta nasıl parlayabileceğini, bilimin soğuk gerçekliğiyle duyguların sıcak çatışmasını bir araya getiriyor. “Hayatta kalmak mı, yoksa yaşamak mı?” sorusunu sorduran bu epik hikâye, bir gezegenin kurtuluşundan çok, insanlığın anlam arayışını konu alıyor. Sevginin yerçekiminden daha güçlü olduğu bir evrende yolculuğumuz şimdi başlıyor.
Sizce sevgi zaman ve mekânı aşabilir mi? Bugün sinema tarihinin en özellerinden birini, Interstellar’ı inceleyeceğiz. Uzayın derinliklerine ulaşmaya, bir baba ve kızın inanılmaz hikâyesini hatırlamaya hazırsanız, Bak Bu Olur Interstellar incelemesi ile sizlerle.
Distopyanın Karanlık Yüzü: Dünya’nın Çöküşü

Filmin ilk sahnesinde Cooper, pilot olduğu zamanlarla ilgili bir rüya görüp sayıkladığında kızı Murphy yanına gelir ve ona önemli bir cümle söyler: “Seni hayalet sandım.” Bu cümlenin ne kadar anlam kazandığını ilerleyen sahnelerde tekrar konuşacağız.
Cooper, eski bir pilottur. Ancak dünya büyük bir kıtlık ve sefalet içinde olduğu için artık çiftçilik yapmaya başlamıştır. Kum fırtınaları ve olumsuz şartlar, çiftçiliği dahi zorlaştırmaktadır. Bu kum fırtınalarının etkisi yalnızca tarımla sınırlı değildir; insanların sağlığı da tehlike altındadır. Dünya artık yaşanabilir bir yer olmaktan uzaklaşmaya başlamıştır.
Cooper, veli toplantısına gittiğinde, içinde bulunduğumuz distopyanın ne kadar zorlu olduğunu daha net anlarız. Öğretmeni, Cooper’ın oğlu Tom’un iyi bir çiftçi olabileceğini düşünmektedir. Dünyanın daha fazla mühendise değil, çiftçiye ihtiyacı olduğunu söyleyerek üniversite yerine tarıma yönelmesini tavsiye eder.
Cooper, oğlunun eğitimden uzaklaştırılması fikrine sinirlenmiştir. Ancak her şey bununla bitmez; diğer öğretmen de Murphy’nin uzaya olan ilgisinden şikâyet eder. Çocukların uzay masalları yerine, içinde bulundukları gerçek dünya ile ilgilenmeleri gerektiğini söyler. Ancak Cooper bu görüşe katılmaz. Çünkü dünya ne durumda olursa olsun bilimin engellenmeye çalışılmasından rahatsızdır. Sinirlenerek okuldan ayrılır.
Cooper, Murphy’nin uzay ve bilime olan merakından memnundur. Ancak Murphy’nin sürekli bahsedip durduğu hayalet hikâyesini anlamamaktadır. Çünkü Murphy, odasındaki kitaplıkta bir hayalet olduğunu ve mors koduyla onunla iletişim kurabildiğini düşünmektedir.
Murphy, çalışmalarını heyecanla Cooper’a gösterdiğinde, Cooper soğuk bir gerçekçilikle cevap verir: “Mors kodunun ne olduğunu biliyorum, Murph, ama kitaplığının seninle konuştuğunu düşünmüyorum.” Kum fırtınalarının şiddetlendiği bir gün, Murphy’nin odasında ilginç bir olay yaşanır: Kum taneleri gözle görülür şekilde belirgin izler oluşturur. Murphy yine “Hayalet” dediğinde, Cooper onu düzeltir: “Hayır, bu yerçekimi.”
Lazarus Görevleri: Umut ve Çaresizlik Arasında Bir Yolculuk

Cooper, bu toz taneleri olayının bir koordinat içerdiğini fark eder ve Murphy ile birlikte aracına binip koordinata doğru giderler. Koordinata vardıklarında, geldikleri yerin NASA’nın gizli üssü olduğunu anlarlar. Dünyanın kötü durumu yüzünden araştırmalar gizli yapılmaktadır. Çünkü yiyecek bulamayan ve sağlık sorunları yaşayan halk, uzay kelimesini bile duymak istememektedir.
Profesör Brand, Cooper’a oksijen miktarının giderek azaldığını ve dünyadaki yaşamın fazla uzun sürmeyeceğini söyler. Bu nedenle NASA, yaşanabilir başka bir gezegen bulmaya çalışmaktadır. Profesör Brand, bu keşif görevlerinin adının Lazarus görevleri olduğunu açıklar ve bunun tesadüf olmadığını belirtir.
Rivayete göre, Lazarus isimli bir hastanın kardeşleri Hz. İsa’yı onu tedavi etmesi için çağırır. Ancak Hz. İsa geldiğinde Lazarus çoktan ölmüştür; sonrasında da dirildiği söylenir. Yani Lazarus, ölümden dönen bir karakterdir. Filmde de bu ismin kullanılma nedeni, dünyanın ölmeye yakın olmasıdır.
Bu keşif planı, dünyayı tıpkı Lazarus gibi ölümden döndürmek için tasarlanmıştır. Profesör Brand ve Cooper önceden tanışmaktadır. Bu nedenle Profesör, Cooper’ın pilot olduğunu bilmektedir. Artık eğitimli bir pilot kalmadığı için yola çıkacak uzay aracına Cooper’ın pilotluk yapmasını ister. Cooper ise sorgulayıcı bir şekilde şu soruyu sorar: “Ben buraya gelmeseydim ne yapacaktınız?” Profesör, gülümseyerek yanıtlar: “Buraya gelmenin bir sebebi var. Onlar seni seçti.”
Profesör Brand, bu cümleyle uzaylıları kastetmektedir. Ancak Cooper’ın surat ifadesinden anlaşılacağı gibi, uzaylılara inanmaz. Bir neden için seçildiğini düşünmez. İlerleyen sahnelerde Profesör Brand ve kızı Dr. Brand, dünyayı kurtarma teorisinin detaylarını anlatır. Plan, A ve B olmak üzere ikiye ayrılmıştır:
- A Planı: İnsanların tamamını yeni bir gezegene taşımaktır. Ancak bunu gerçekleştirebilmek için yerçekimini kontrol etmek gereklidir ve Profesör Brand, bu konudaki çalışmalarını henüz tamamlayamamıştır. Eğer yerçekimi sorunu çözülemezse ve A Planı başarılı olmazsa, B Planı devreye girecektir.
- B Planı: İnsan genlerini bir aletle yaşanabilir bir gezegene götürmek ve bu şekilde adım adım yeni nesiller oluşturmaktır. Yani, yeni gezegende sadece yeni nesiller yaşayabilecektir.
Cooper, bu planları duyunca “Dünyadaki insanlardan vaz mı geçeceksiniz?” diye sorar. Çünkü eğer B Planı gerçekleşirse ve insanlar yeni gezegene götürülmezse, kızı Murphy’nin nesli dünyada ölüme terk edilmiş olacaktır. Profesör Brand, Cooper uzaydan dönene kadar yerçekimi denklemini çözeceğini söyler ve onu yatıştırır. Ancak durum bu kadar basit değildir.
Murphy, Cooper’ın uzaya gidecek olmasından dolayı üzgündür. Cooper onunla konuşmaya çalıştığında Murphy, hayaletin mesajını çözdüğünü söyler. Mesajın tek bir kelime olduğunu ifade eder: “S.T.A.Y” yani “Kal.” Cooper, Murphy’nin onun gidişine üzüldüğü için hayali bir mesaj uydurduğunu düşünür. Zor da olsa Murphy’i bırakıp kapıdan çıkacağı an, kitaplıktan bir kitabın düştüğünü görür. Bu detay…
İlerleyen sahnelerde karakterlerimiz uzaya çıkıp solucan deliğinden geçerler ve görevleri başlar. Lazarus keşifleri için daha önceden uzaya gönderilen Dr. Miller, Dr. Mann ve Dr. Edmunds üç farklı gezegen bulmuştur.
Karakterlerimiz, bu üç gezegenden gelen en olumlu sinyalin Dr. Miller’ın gezegeninden geldiğini fark eder ve bu nedenle ilk olarak oraya giderler. Ancak bu gezegen kara deliğe çok yakındır. Bu yüzden gezegende geçirecekleri 1 saat, dünyada 7 yıla denk gelmektedir. Fazla oyalanırlarsa veya zaman kaybederlerse, dünyada uzun yıllar geçmiş olacaktır.
Zamanın Hızlandırılmış Akışı: Miller’ın Gezegeni

Bu durum ekip için bir sorun olsa da Cooper için hayati bir meseledir. Çünkü onun bir ailesi ve küçük çocukları vardır. Gezegene indiklerinde etrafın tamamen suyla kaplı olduğunu görürler. Dr. Miller’ın gemisi, devasa dalgalar tarafından parçalanmıştır. Sinyal de aslında bu enkazdan gelmektedir. Ancak devasa dalgalar ve yaşanan aksilikler nedeniyle gezegende oyalanırlar. Gemilerine döndüklerinde, dünyada 23 yılın geçtiğini öğrenirler.
Cooper, gemiye geldiğinde ona gelen mesajları dinler. Oğlu Tom’un okulu bitirdiğini, evlendiğini ve bir çocuğu olduğunu öğrenir. Ancak bu anların hiçbirinde onun yanında olamamıştır. Tom, babasını küçük yaşta kaybetmiş ve tüm hayatını onsuz geçirmiştir. Fakat babasını kaybeden tek kişi Tom değildir; bu 23 yıl içinde Cooper da babası Donald’ı kaybetmiştir. Cooper, evlatlarını babasız bırakırken kendi babasının ölümüne de şahit olamamıştır.
Tüm bu büyük acıları sindirmeye çalışırken ekranda Murphy belirir. Babasına yıllarca kızgın olduğu için ona mesaj göndermemiştir. Ancak sonunda bir mesaj gönderir ve doğum günü olduğunu, Cooper’ın evden ayrıldığı yaşa geldiğini hatırlatır. Çünkü Cooper, evden ayrılırken Murphy’e şu sözü vermiştir: “Belki de döndüğümde aynı yaşta oluruz.”
Murphy bu cümleyi hiçbir zaman unutmamıştır. Babasına her zaman kızgın olsa da ona inanmayı bırakmamıştır. Ancak aradan 23 yıl geçmiş ve mürettebatın kalan iki gezegene gidebilecek kadar yakıtı kalmamıştır. Artık Dr. Mann veya Dr. Edmunds’un gezegenlerinden birini tercih etmek zorundadırlar.
Sevginin Mantıkla Dansı: Dr. Brand ve Duygusal Kararlar

Bu sırada Dr. Brand, Dr. Edmunds’un gezegenine gitmek istemektedir. Çünkü zamanında ona aşıktır. Takip etmeleri gereken sinyalin sevgi olduğunu düşünür ve önemli bir cümle kurar: “Zaman ve mekânı aşabilen tek şey sevgidir.” Ancak ekibin geri kalanı bu fikri rasyonel görmediği için reddeder. Bu sahnede, mantık ve hislerin; bilim ve fizik ötesinin karşı karşıya geldiğini görürüz.
Aslında filmin temel meselesi de tam olarak budur. Interstellar, görsel olarak birçok bilimsel öge sunsa da temelde duygusal bir filmdir. Salt bir mantığın peşinden gitmenin de mantıksız olabileceğini anlatır. Belki de Dr. Brand’ın dediği gibi sevgi ve hisler, sandığımızdan daha derin ve anlamlıdır. Bu konuya tekrar değineceğim.
Dr. Brand’ın düşüncesi reddedildikten sonra mantıklı bir karar alınır ve Dr. Mann’ın gezegenine giderler. Ancak Dr. Mann, sinyalleri umut vadettiği için değil, yalnız olduğu için göndermiştir. Gezegeni yaşanabilir değildir; sadece kurtulmak istemektedir.
Bu sırada Profesör Brand, ölüm döşeğindedir. Murphy’ye hayatı boyunca üzerinde çalıştığı denklemin aslında işe yaramaz olduğunu itiraf eder. Çünkü Profesör Brand, denklemi yıllar önce çözmüştür; ancak denklem izafiyet ve kuantum mekaniğini birleştirememiştir. Daha anlaşılır bir şekilde ifade etmek gerekirse, yeni bir gezegen bulunsa bile dünyadaki insanları oraya taşımanın bir yolu yoktur.
A Planı, bir yalandır ve Profesör Brand bunu en başından beri bilmektedir. Dünyadaki insanları kurtarmanın bir yolu yoktur. Tüm çaba, B Planını uygulamak ve gelecek nesilleri yeni bir gezegende yaşatmak içindir. Ancak Profesör Brand, etik olmayan bir şekilde Cooper ve ekibe gerçeği anlatmamıştır. Çünkü anlatsaydı, Cooper ailesini bırakıp bu görevi kabul etmezdi.
Her şeye rağmen Murphy, yerçekimi denklemini çözmekten vazgeçmez. Bunu salt bilimsel bir umuda dayandırdığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Murphy, içinde bulunduğu durumu “Bir his” olarak tanımlar. Eğer dünyada bir cevap varsa, bunun odasında olduğunu düşünür. Çünkü çocukken kitaplığına ve yerçekimi anomalisine ne kadar vakit ayırdığını hatırlıyoruz.
Murphy ve Babası: Hayaletin Gerçekleşen Hikayesi

Murphy, anomaliye “hayalet” demişti; ancak ondan korkmuyordu. Kitaplığında ona bir şeyler anlatmaya çalışan görünmez bir adam olduğunu düşünüyordu. Bu olay hafızasında o kadar yer etmiştir ki yerçekimiyle ilgili çözümü odasında bulabileceğine inanır.
Bu sırada Cooper, kara deliğin çekim gücünü kullanarak gemiyi ve Dr. Brand’i son ihtimal olan Dr. Edmunds’un gezegenine fırlatır. Ancak kaynak yetersizliği nedeniyle geminin bir kısmını ayırmak zorundadır.
Cooper kendini feda eder ve bulunduğu bölümü ayırarak kara deliğin içine, tekilliğe doğru sürüklenir. Filmin doruk noktasına geldiğimizde, Cooper kendini zamanın üç boyutlu bir şekilde karşımıza çıktığı bir yapının içinde bulur.
Bu fiziksel yapının içinde Murphy’nin kitaplığını görür. Murphy’nin filmin başından beri bahsettiği hayalet aslında babası Cooper’dır. Cooper, evden ayrıldığı günü bulur ve kitaplıktan kitapları devirerek mors koduyla “S.T.A.Y” yani “Kal” mesajını göndermeye çalışır.
Hatırlarsanız, Murphy bu sahnede babasına “kal” dediğini söylemişti ve gerçekten mesajı anlamıştı. Ancak Cooper, o zaman bunu ciddiye almamıştı. Gitmesini istemediği için Murphy’nin hayali bir mesaj uydurduğunu düşünüyordu. Oysa bu mesajı gönderen kendisiydi. Bunu nasıl anlayabilirdi ki?
Cooper, geçmişteki halinin Murphy’i dinlemediğini ve odadan çıktığını görünce sinirlenir. Tüylerimizi diken diken eden şu sözleri haykırır: “Gitmeme izin verme, Murph. Kalmamı sağla!” Kitaplığı yumrukladığı bu an, filmin başında Cooper evden çıkarken kitabın yere düşmesinin nedenini de açıklar.
Cooper sakinleştiğinde, kara delikten aldıkları kuantum verilerini Murphy’ye verdiği saatin yelkovanına kodlar. Filmin başında Profesör Brand’in “Seni seçtiler” dediğini hatırlıyoruz. Profesör, uzaylıların dünyayı kurtarması için Cooper’ı seçtiğini düşünmüştü. Ancak bu tamamen yanlış bir düşüncedir.
İnsanlığa yardım eden uzaylılar değil, gelecekteki insanlıktır. Seçilen kişi ise Cooper değil, Murphy’dir. Murphy, hayaletin babası olduğunu anlayınca Cooper’ın saate işlediği kuantum verilerini çözer ve yerçekimi denklemini tamamlayarak insanlığı kurtarır.
Murphy denklemi çözdüğünde, Cooper’ın etrafındaki fiziksel zaman kapanır ve Cooper gözlerini bir hastanede açar. Doktorlar, Cooper’a 120 yaşında olduğunu ve kızı Murphy’nin Satürn’e inşa ettiği bir istasyonda olduklarını söyler.
Murphy uzun bir uykudan yeni uyanmıştır; ancak babasının döndüğü haberini alınca onu görmek ister. Murphy, artık yaşlanmış ve büyük bir aile kurmuştur. Bu sahnede, Cooper’a döneceğine hep emin olduğunu söyler. Cooper nedenini sorduğunda, “Çünkü bana söz vermişti” diyerek inancının kaynağını açıklar.
İnsanlığı kurtaran ve Murphy’nin denklemi çözmesini sağlayan, aslında babasına duyduğu güvendir. Cooper, “Artık döndüm” diyerek kavuştuklarını ifade etmeye çalışsa da Murphy gitmesi gerektiğini söyler. Çünkü Murphy’nin de dediği gibi, “Hiçbir ebeveyn çocuğunun ölümünü görmemeli.”
Hikâyemiz burada son buluyor.
Interstellar, daha önce de söylediğim gibi sıradan bir bilim-kurgu filmi değildir. Büyük uzay sahneleri, kara delikler ve diğer inanılmaz görseller, aslında asıl hikâyeye hizmet eden yardımcı detaylardan ibarettir. Interstellar, hislerin önemini anlatan bir duygu filmidir. Gemideki sahnede Dr. Brand’in şu sözlerini hatırlıyor musunuz: “Zaman ve mekânı aşabilen tek şey sevgidir.” Film aslında tam olarak bu cümleden oluşuyor.
Hislerin Bilime Üstünlüğü: Interstellar’ın Teması

Cooper ve Murphy arasındaki sevgi, zamanın ve mekânın ötesine geçti. Bu güzel baba-kız hikâyesi, filmin birçok önemli sahnesine işlenmiş durumda. Murphy, çocukken Cooper’ın sayıklayarak uyandığı sahnede, “Seni hayalet sandım” demişti. Film, daha ilk sahnede bile Cooper’ın Murphy’nin hayaleti olduğunu bize söylemişti. Ancak biz bunu anlayamamıştık.
Cooper, evden ayrılmadan hemen önceki sahnede Murphy’ye annesinin söylediği bir cümleyi hatırlatmıştı: “Ebeveynler, çocuklarının geleceklerinin hayaletidir. Çocuklar büyüdüğünde ve yetişkin olduklarında geçmişte aileleriyle geçirdikleri hatıraları anımsarlar. Artık onlar için ebeveynleri, güzel anılardan oluşan hayaletlerdir.”
Cooper bu sahnede gitmesi gerektiğinden bahsederek, “Şu anda senin hayaletin olamam, var olmam gerek, beni seçtiler” demişti. Ancak farkında olmadığı bir gerçek vardı: Murphy’nin sürekli bahsettiği hayalet, kendisiydi. Christopher Nolan’ın hayalet metaforuyla kaç farklı şeyi anlattığını fark ediyor musunuz? Bu, yalnızca ince bir zekanın yapabileceği bir numaradır. Aynı zamanda Nolan, filmin olay örgüsünün gizemini de karakterler arasındaki duygusal bağlarla çözüyor.
Dr. Brand, mantıklı görünmese de âşık olduğu Dr. Edmunds’un gezegenine gitmek istemişti. Ancak ekip onu dinlememişti. Aslında en iyi seçeneğin Dr. Edmunds’un gezegeni olduğunu filmin sonunda gördük. Yani başından beri gitmeleri gereken yeri onlarca bilimsel veri değil, Dr. Brand’ın hisleri göstermişti.
Aynı zamanda Profesör Brand’in salt mantıkla yıllarca çözemediği denklemi Murphy’nin nasıl çözdüğünü hatırlayın. Murphy, “İçimde bir his var” demiş ve cevabın çocukken odasındaki yerçekimi anomalisinde saklı olduğunu hissetmişti.
Cooper, fiziksel mekânın içindeyken kuantum verilerini 10 yaşındaki kızının saatine kodladığında, TARS ona bir soru sormuştu: “Bu karmaşık verileri bir çocuğa mı vereceksin?” Cooper’ın net bir cevabı vardı: “O sıradan bir kız değil.”
Cooper, Murphy’nin her şeyi çözebilecek kadar zeki olduğunu biliyordu. TARS, “Saati almak için geri dönecek mi bilmiyorsun” dediğinde Cooper, “Dönecek” diye yanıtladı. Çünkü saati ona kendisi vermişti ve döneceğini hissediyordu.
Gördüğünüz gibi, olay örgüsünün tüm denklemleri ve bilinmezleri hisler ile çözülüyor. Birçok insan Interstellar’ı bilimsel bir gözle izlemeye çalıştı ve her şeyi mantıklı cevaplarla açıklamak istedi. Ancak sonuç, hisler ve sevgiye bağlandığında rahatsız oldular. Bu insanların atladığı bir şey var: Interstellar bir belgesel değildir, bilim filmi de değildir. Aslında bu film, hislerin bize sandığımızdan daha karmaşık olabileceğini anlatıyor.
Sonuç: Çocukların Gücüne Güvenmek
Filmin başında Cooper’ın Murphy’ye verdiği bir öğütle karşılaşmıştık: “Bilim, bilmediklerimizi itiraf etmektir. Keşfettiğimiz her yeni şey, birçok şeyi bilmediğimizin kanıtıdır. Belki de hisler, kavrayamadığımız gizemlerden biridir. Kim bilir, belki bir gün yeni araştırmalarla hisleri de bilmediğimizi itiraf edebiliriz.”
İşte o gün geldiğinde, Interstellar bilimsel bir film olabilir. Ancak o zamana kadar, güzel duygularla hatırlayacağımız bir baba-kız hikâyesi olarak kalacak. Yazının sonunda, filmin önemli bir mesajını hatırlatmak istiyorum:
Kendinizi Cooper’ın yerine koyun, bir kitaplığın arkasından geçmişinize baktığınızı düşünün. Buradaki asıl problemi görebiliyor musunuz? Murphy, mors alfabesiyle gelen mesajı çözmüş ve babasına kalması gerektiğini söylemişti. Ancak Cooper ona güvenmemişti.
Filmin sonunda Cooper, bu hatasından dolayı pişman oldu ve kızına güvenmesi gerektiğini anladı. Sonrasında kuantum verilerini saate yükledi ve Murphy’nin denklemi çözeceğine tereddüt etmeden güvendi. Böylece, çocukları ciddiye almamız ve onlara birey gibi davranmamız gerektiğini bir kez daha anlamış olduk.
Çünkü bazen bir çocuğa güvenmek, dünyayı bile kurtarabilir.
Yazar: Selim Yılmaz
Gelecekte dünya yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Teknik bilgisi yüksek olan Cooper, geniş mısır tarlalarında çiftçilik yaparak ailesini geçindirmektedir. Ancak bir gün beklenmedik bir teklifle karşılaşır ve ailesiyle birlikte insanlığın geleceği için zorlu bir karar vermek zorunda kalır. Gelecek nesiller için umut dolu bir yolculuk başlamak üzeredir.
Interstellar
Interstellar

Interstellar İnceleme Sonucu
Artılar
Interstellar, insanlığın sınırlarını zorlayan, zaman ve mekân kavramlarını sorgulatan görsel ve duygusal bir başyapıt. Christopher Nolan, bilim ve duyguyu ustalıkla birleştirerek izleyiciyi hem zihinsel hem de duygusal bir yolculuğa çıkarıyor. Filmin eşsiz müzikleri, Hans Zimmer’ın dokunuşlarıyla hikâyeyi daha da derinleştirerek unutulmaz bir deneyim sunuyor.- Oyunculuk10
- Senaryo10
- Akıcılık10
























Bir Yorum Bırak